🐩 Mehmet Akif Ersoy Ile Ilgili Yazı

MehmetAkif Ersoy Kimdir diye merak ediyorsanız doğru sayfadasınız. Mehmet Akif Ersoy hayatı ve biyografisi hakkında bilgi almak ve Mehmet Akif Ersoy ile ilgili haberleri okumak için Bu ev 30 Ekim 1949 tarihinde Şehir Meclisi kararı ile Mehmet Akif Ersoy Evi adını almış ve müzeye dönüştürülmüş ise de bakımsız kalmış ve zamanla harabolmuştur. FikirAkımları Karşısında Mehmet Akif Ersoy. Yeni Türk Edebiyatı, 2010. Sabahattin Çağın. Download Download PDF. Full PDF Package Download Full PDF Package Albayrağı çekeriz, Coşku ile söyleriz, Ezbere de biliriz, Bu marş yaşamımızdır. Mehmet Akif yazmıştır, Vatana adanmıştır, Beynimize kazınmıştır, Bağımsızlık nişanımızdır. İsmail SAĞIR İsmail Sağır Kayıt Tarihi : 12.3.2009 16:12:00 Mehmet Akif Ersoy hayatı hakkında bilgiler. -O Dönemler 11 Arkadaşı İle Beraber İtihat Ve Terakki Cemiyeti’ne Üye Olur. -2.Meşrutiyet Dönemi İçinde, 27 Ağustos 1908’Den İtibaren Arkadaşları, Eşref Edip Ve Ebül’ula Mardin’in Çıkardığı Sırat-I Müstakim Dergisinin Başyazarı Olmuştur. Mehmet Akif Ersoy’un Afgani Ve Abduh Hayranlığı. 7 Haziran 2018. Mehmet Akif, Cemaleddin Efgani ve onun talebesi Muhammed Abduh’u takdir eder ve kendisinin düşünce öncüleri olarak görür. Efgani ve Abduh’tan bazı makaleleri aralıklarla kendi gazetesinde yayımlar. Onlara olan bağlılığını da şöyle ifade ediyor: MehmetAkif Ersoy'un Hayatı. 1873’te İstanbul’da. Sangüzel’de doğdu. Babası Mehmet Tahir Efendi, Arnavutluk’un İpek kasabasına bağlı Şuşise köyündendir. Küçük yaşta İstanbul’a gelmiş, dönemin ünlü din adamlarından Yozgatlı Mahmut Efendiden “icazet” alarak Fatih Müderrisliği’ne kadar yükselmiştir. Mehmet Akif Ersoy bu sözüyle vatanın sahiplenilmesi gerektiğini, sahiplenilmezse yok olacağı belirtilmiştir. İLAVE BİLGİ. Sahipsiz olan bir memleket batar. Bakarsan bağ bakmazsan dağ demişler. İnsan bir yeri sahiplenirse o yer kalır ve daimi olur. Sahipsiz bir şey ise bakımsız olur, yok olur, batar. mehmetakif ersoy ile ilgili deneme. Mehmet Akif Ersoy hiç şüphe yok ki son asıra bizim edebiyatımız için damga vurmuş bir şairimizdir. O , bizim için milli şairdir. Onu milli şair yapan şey ise milletimiz için yazmış olduğu İstiklal Marşıdır. Öyle ki Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşımızı milletimize armağan ettiği 93K7. Skip to content TB Blog Arama Ana Sayfa TB Blog Nedir? İletişim TÜGVA Bulancak Yazarımız Ol Yazı Gönder TB Blog Türkiye'nin Bloğu, Gençliğin Yazı Tahtası ; Ana Sayfa TB Blog Nedir? İletişim TÜGVA Bulancak Yazarımız Ol Yazı Gönder 1 TB Biyografi Mart 12, 2022 by Ercan Caner Akçay Mehmet Akif Ersoy Günlerden Cumartesi. Mart’ın 12’si. Günün anlam ve önemi yazdığı eserleri ve eylemleriyle milli mücadelemize katkısı büyük olan vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy. En önemli eseriyse İstiklal Marşı. 12 Mart 1921’de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi... Follow Son Yazımız Düşünce Yazıları / Hayalin İçinden Her Şey Yaşama Dahil Mi? 10 Ağu, 2022 Recent PostsPopular PostsRecent CommentsTags Düşünce Yazıları / Hayalin İçinden Her Şey Yaşama Dahil Mi? 10 Ağu, 2022 Düşünce Yazıları / Hayalin İçinden / Hayatın İçinden Üretmekten Çekinme 10 Ağu, 2022 Düşünce Yazıları Fikirlerin Fethedilişi 30 May, 2022 Genç Ses Sınırlarını Tevazuyla Zorlayan İnsan Elon Musk 25 May, 2022 TB MOTİVASYON 8 MADDEDE İYİLEŞİN 20 May, 2022 Düşünce Yazıları / Hayalin İçinden / Hayatın İçinden / TB Alıntı Her İsteyen Başarılı Olamaz 15 Mar, 2022 Hayatın İçinden Tolstoy’un Bisikleti Nedir? 67 Yaşında Bile Geç Değil! 20 Ara, 2021 Düşünce Yazıları / Genç Ses / Hayatın İçinden Var mısın ki? 30 Mar, 2022 TB Gezi ÇANAKKALE’Yİ ANLAMAK 15 Şub, 2022 Hayatın İçinden Bir Başlangıçtır Ölüm 3 Nis, 2021 Sude Naz GÜRSOY says Kaleminize sağlık Liva Hanım Sude Naz GÜRSOY says Teşekkür ederim Osman says Baştan sona kadar bütün yazıyı bana okuttunuz tebrik ederim başarılarının devamını... BagcionderLAB says Nedir? Aralıklı oruç tutmak da ketozise daha hızlı girmenize yardımcı olabilir. Sude Naz GÜRSOY says Teşekkür ederim Allah atatürk Ayet Blog blog yazısı bulancak Dilara YÜCEL Düşünce Yazısı gençlik gezi yazısı Giresun Hep Düşünür Bazen Yazar hilal dikgoz hoşgeldin Kız kulesi Livanur Baş MOTİVASYON Namaz necip fazıl Psikoloji Psikolojik Sevda tb blog tb blok TB ÖNERİ Tecrübeyle Sabit tügva tügva blok tügva bulancak Tügva Giresun tügva nedir tügva ne yapar Türkiye Türkiye Gençlik Vakfı Ubeydullah Göktekin yazar Yazı Yusuf İslam çanakkale geçilmez öneri öğrenci üniversite İslam İstanbul şair Son Yazılar Her Şey Yaşama Dahil Mi? Üretmekten Çekinme Fikirlerin Fethedilişi Sınırlarını Tevazuyla Zorlayan İnsan Elon Musk 8 MADDEDE İYİLEŞİN Kategoriler Düşünce Yazıları Genç Ses Hayalin İçinden Hayatın İçinden TB Alıntı TB Biyografi TB BLOG ÖNERİ TB Eleştiri TB Gezi TB Güncel TB Haberler TB Hatıralar TB Makale TB MOTİVASYON TB Şiir Tecrübeyle Sabit Mehmet Akif Ersoy kimdir, tarihteki yeri ve önemi nedir? Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti'nin mili marşı İstiklal Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır. Türk edebiyatında ve Milli Mücadeler yıllarında oynadığı rol ile tarihte önemli bir yeri ve önemi vardır. İşte Mehmet Akif Ersoy'un hayatı hakkında bilinmesi gerekenler... Mehmet Akif Ersoy kimdir? Mehmet Âkif Ersoy 20 Aralık 1873 – 27 Aralık 1936, Türk şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur’an mütercimi ve siyasetçidir. Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin KKTC ulusal marşı olan İstiklâl Marşı’nın yazarıdır. İstiklal Marşı’nın yanı sıra Çanakkale Destanı, Bülbül ve 1911-1933 yılları arasında yayımladığı yedi şiir kitabındaki şiirleri bir araya getiren Safahat en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim daha sonraki adıyla Sebil’ür-Reşad dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM’de yer VE İSTİBDAT REJİMİNİN ŞİDDETLİ BİR MUHALİFİII. Meşrutiyet ilan edildiğinde Mehmet Akif, Umur-ı Baytar-iye Dairesi Müdür Muavini idi. II. Abdülhamid’in istibdat rejiminin şiddetli bir muhalifiydi, hatta II. Abdülhamid’in yüzünü gördüğünde bile midesinin bulandığını hatıralarında anlatır. Bunun etkisiyle, meşrutiyet’in ilanından 10 gün sonra arkadaşı rasathane müdürü Fatin Hoca’nın yönlendirmesiyle, on bir arkadaşı ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu. Ancak Mehmet Akif, üyeliğe girerken edilen yeminde yer alan “Cemiyetin bütün emirlerine, bilâkayd ü şart kayıtsız şartsız itaat edeceğim” cümlesinde geçen “kayıtsız şartsız” ifadesine karşı çıkmış, “sadece iyi ve doğru olanlarına'” şeklinde yemini değiştirtmişti. Cemiyetin Şehzadebaşı İlmiye Mahfelinde Arap Edebiyatı dersleri veren Âkif, Kasım 1907'de, Umur-i Baytariye Müdür Muavinliği görevini sürdürürken Darülfünun'da Edebiyat-i Osmaniye dersleri vermeye MEŞRUTİYET’İN MEHMET AKİF ERSOY’UN HAYATINA ETKİSİII. Meşrutiyet'in Âkif’in hayatında en büyük etkisi, meşrutiyetle birlikte yayın dünyasına adım atması olmuştu. Daha önce bazı şiirleri ve yazıları birkaç gazetede yayımladıysa da eser yayımlamaya uzun süredir ara vermişti. Meşrutiyetin ilanından sonra, arkadaşı Eşref Edip ve Ebül'ula Mardin in çıkardığı ve ilk sayısı 27 Ağustos 1908’de yayımlanan Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu. İlk sayıda Fatih Camii şiiri yayımlandı. Ebül’ula Mardin ayrıldıktan sonra dergi, 8 Mart 1912’den itibaren Sebil’ür-Reşad adıyla çıkmaya devam etti. Âkif’in hemen hemen bütün şiir ve yazıları bu iki dergide yayımlandı. Gerek dergilerdeki yazılarında, gerekse İstanbul camilerinde verdiği vaazlarda Mısırlı bilgin Muhammed Abduh’un etkisiyle benimsediği İslam Birliği görüşünü yaymaya yılında gerçekleşen Arnavutluk İsyanı onu çok üzmüş ve arkasından gelecek kötü olayları sezmişti. Balkanlar’da artan düşmanlık duygularını ve doğabilecek isyanları önlemek için bir şeyler yapma arzusu duydu ancak Balkan Savaşı ile hüsrana uğradı. 1914'ün başında iki aylık bir seyahate çıkarak Mısır ve Medine’de bulundu. Mısır seyahati hatıralarını “El Uksur’da” adlı şiirinde EDEBİYAT YOLU İLE AYDINLATMA1913'te kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin halkı edebiyat yoluyla aydınlatma amacı güden neşriyat şubesinde Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamid, Süleyman Nazif, Cenap Şahabettin ile beraber çalıştı. 2 Şubat 1913 günü Bayezid Camisi kürsüsünde, 7 Şubat 1913 günü Fatih Camisi kürsüsünde konuşarak halkı vatanı savunmaya Savaşı’ndan sonra, ilk olarak Umur-i Baytariye görevinden 1913, sonra yayınlarının hükümetle uygun düşmemesi nedeniyle aldığı ikaz üzerine Darülfünun müderrisliği görevinden 1914 ayrıldı. Yalnızca Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’ndeki görevine devam etti. Harbiye Nezareti'ne bağlı Teşkilat-ı Mahsusa’dan gelen teklif üzerine İslam birliği kurma gayesi güden Almanya'ya Berlin'e Tunuslu Şeyh Salih Şerif ile birlikte gitti 1914. İngilizlerle birlikte Osmanlı’ya karşı savaşırken Almanlar’a esir düşmüş Müslümanların kamplarında incelemelerde bulundu ve farkında olmadan Osmanlı'ya karşı savaşan bu Müslüman esirleri aydınlatmaya çalıştı. Fransız ordusundaki Müslümanlara yönelik yazdığı Arapça beyannameler cephelere uçaklardan atıldı. Almanya'da iken yazdığı Berlin Hatıraları adlı şiirini dönünce Sebilürreşad'da KEMAL PAŞA’DAN MEHMET AKİF ERSOY’A DAVETİstanbul’a döndükten sonra 1916 başlarında Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan’a gönderildi. Görevi, bu topraklardaki Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtan İngiliz propogandası ile mücadele etmek için “karşı propaganda” yapmaktı. Mehmet Âkif, Berlin’deyken heyecanla Çanakkale Savaşı ile ilgili haberleri takip etmişti. On dört ay süren savaşın zaferle sonuçlandığı haberini Arabistan’da iken aldı. Bu haber karşısında büyük coşku duydu ve Çanakkale Destanı’nı kaleme aldı. Arabistan dönüşünde iki ay Lübnan’da kalan Mehmet Âkif, “Necid Çölleri’nden Medine’ye” şiirinde bu seyahatini idarehanesi, Millî Mücadele'ye katılmak için Anadolu'ya geçmiş olanlarla İstanbul'daki yakınlarının gizli haberleşme merkezi hâline gelmişti. Âkif, Kurtuluş Savaşı'nı desteklemesi nedeniyle 1920’de Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye Cemiyeti’ndeki görevlerinden rahat hareket etme olanağı kalmayan Mehmet Âkif, görevinden azledilmeden az önce oğlu Emin’i yanına alarak Anadolu'ya geçti. Sebil’ür-Reşad'ı Ankara'da çıkarması için Mustafa Kemal Paşa’dan davet gelmişti. TBMM’nin açılışının ertesi günü olan 24 Nisan 1920 günü Ankara’ya vardı. Millî mücadeleye şair, hatip, seyyah, gazeteci, siyasetçi olarak katıldı. Ankara’ya varışından bir süre sonra ailesini de yanına geldiği günlerde, Mustafa Kemâl Paşa Konya vali vekiline telgraf göndererek Âkif'in Burdur milletvekili seçilmesini sağlamasını istemişti. Haziran ayında Burdur'dan, Temmuz ayında ise Biga'dan mebus seçildiği haberi meclise ulaştı. Âkif, Burdur mebusluğunu tercih etti. Böylece 1920-1923 yılları arasında vekil olarak I. TBMM'de yer aldı. Meclis kayıtlarında adı “Burdur milletvekili ve İslam şairi” olarak DİRENİŞE TEŞVİKAnkara’ya varır varmaz ona verilen ilk görev, Konya Ayaklanması'nı önlemek için halka öğütler vermek üzere Konya'ya gitmekti, büyük gayretine rağmen Konya'da kesin bir sonuca ulaşamadı ve Kastamonu'ya geçti. Halkı düşmana direnişe teşvik için 1920 yılının Kasım ayında Kastamonu'daki Nasrullah Camisi’nde verdiği ateşli vaaz, Diyarbakır'da basıldı ve tüm vilayetlere ve cephelere Anadolu’ya geçerken Eşref Edip’e de arkasından gelmesini söylemişti. Eşref Edip, Sebil’ür-Reşad Dergisi’nin klişesini de alıp İstanbul’dan ayrıldı. Son olarak 6 Mayıs 1921 günü derginin 463. sayısını yayımlamışlardı. Âkif derginin 464-466. sayılarını Eşref Edip ile beraber Kastamonu’da yayımladı, 464. sayı o kadar ilgi gördü ki birkaç kere basılıp Anadolu’ya ve askere dağıtıldı. 467. sayıdan itibaren yayıma Ankara’da devam ettiler. Derginin etkisi o kadar büyüktü ki, yaydığı yoğun duyguların hâkimiyetindeki Türk halkları etkilenmesinden korkan Rusya, gazetenin ülkeye girişini Ankara’da Taceddin Dergahı’na yerleşen Mehmet Âkif, Burdur milletvekili olarak meclisteki görevine devam etmekteydi. O dönemde Yunanların Ankara’ya ilerleyişi karşısında meclisi Kayseri’ye taşımak için hazırlık vardı. Bunun bir dağılmaya yol açacağını düşünen Mehmet Âkif, Ankara’da kalınmasını, Sakarya’da yeni bir savunma hattı kurulmasını önerdi; teklifi tartışılıp kabul edildi. Taceddin Dergahı’nda kaldığı ev Mehmet Akif Ersoy Müzesi olarak ziyarete dönemde Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey kendisini ulusal marş yarışmasına katılmaya ikna etti. Konulan 500 liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiçbiri yeterli bulunmamıştı ve en güzel şiiri Mehmet Âkif’in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Âkif’in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler. Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat ulusal marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar'ül Mesai vakfına AKİF’İN ÖLÜMÜSiroz hastalığına tutulunca hava değişikliği iyi gelir düşüncesiyle önce Lübnan’a, sonra Antakya'ya gitti fakat Mısır’a hasta olarak döndü. 17 Haziran 1936'da tedavi için İstanbul'a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul'da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı’na gömüldü. Mezarı iki yıl sonra, üniversiteli gençler tarafından yaptırıldı; 1960'ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği’ne nakledildi. Mezarı, Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey’in mezarları arasındadır. Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul´da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih´in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi geçmektedir dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Ragif´tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif´in doğum tarihidir. Akif, Osmanlı devletinin hasta adam ilan edildiği ve bu görüşün dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uğursuz bir hastalık gibi bulaştığı, çöküş şartlarının hemen herkeste çözülme, umutsuzluk, panik yarattığı, buna rağmen hemen herkesin bir şeyler yapma çabasında olduğu bir dönemdir. 2. Mahmut´un, 3. Selim´in başlattığı yenileşme hareketleri, Tanzimat doruk noktasına varıyor ve bugüne kadar devam eden aydın- halk yabancılaşmasını, milletle devlet arasındaki problemli doğuruyor, toplumsal yarılmalara yol açıyordu. Yenileşme ile başkalaşma arasındaki farklar sık sık belirsizleşiyor atılan her adım ciddi sosyal ve siyasi maliyetler getiriyor, kendinden ve kendi köklerinden beslenen bir yenilenme gerçekleştirilemiyordu. Korkuyla umut, ataletle hamle çabası, teslimiyetle yiğitçe direniş, çözülüşle yeniden toparlanış aynı anda ve çok zaman kolkola denecek kadar birbirine yakın duruyordu. Avrupa ülkelerinin Osmanlıyı tasfiyesi politikası bütün hızıyla ve kararlılığı ile devam ediyordu. Daha Akif 6 yaşında iken Ruslar İstanbul´a kadar ilerliyor Ayestefanos Abidesini dikiyordu. Yine 5 yaşında iken Abdulhamid, Meclis-i Mebusan´ı kapatıyor, devletin ve milletin varlığını korumak için politik dehasına ve çoküş endişesinin yarattığı bir haleti ruhiyeyle baskıcı bir politikaya yöneliyordu. Babası Fatih Medresesi müderris ve mücizlerinden icazet veren İpek´li Temiz lakabıyla anılan Tahir Efendi´dir. Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi´nin kızı H. Emine Şerife hanımdır. Babası Rumelili Arnavut annesi ise Buhara´dan hacca giderken Amasya´da vefat eden Buharalı Şirvani Rüştü Efendi´nin kızıdır. Tahir efendi, ilk kocası vefat eden Emine Şerife Hanım´ın ikinci eşidir. Akif´in ailesi sade ve orta halli ama bir inanç ikliminin bütün olgunluğu ve güzelliği ile yaşadığı bir aile idi. Akif babasını,"Beyaz sarıklı, temiz, yaşça ellibeş ancakVücudu zinde fakat saç sakal ziyadece ak." diye tasvir eder. Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar, çocuklarını Akif ve kızkardeşi Nuriye kendi eliyle yıkar, kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi... Çocuklarını bir kere bile dövmemişti. Kuntay, Akif, Annesini ise şöyle anlatır"Annem çok âbid ibadetine düşkün bir hanımdı. Babam da öyle. Her ikisinin de dinî selabetleri vardı. İbadetin verdiği zevkleri heyecanla tadmışlardı." Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç, Akif´in ailesi ve kökeni ile ilgili şu nefis yorumu ile yapar "Baba soyu Rumelili, ana soyu Buharalı, doğuş yeri Fatih Yani tam bir Doğu İslâmlığının, Batı İslâmlığının ve Merkez İslamlığının bir sentezi bir çocuk" Anne çizgisi, duyarlığı, sağduyuyu, kendini bir ülküye adayışı, şairliği getirecek; baba çizgisi, ataklığı, savaşkanlığı, yılmaz ve her vuruşmada daha da çelikleşen bir savaş adamını, gözüpekliği, korkmazlığı, ürkmezliği, umutsuzluğa sürekli olarak düşülmemeyi getirecektir. Doğuş yeri ise, ümüslü ve verimli bir topraktır ki, tabiatta nice saçılıp da kaybolan iyi tohumların bir gramını bile ihmal etmez, değerlendirir, yemişlendirir." Akif´in doğduğu Fatih semtini Sezai Karakoç şöyle tasvir ediyor" "Fatih semti, İstanbul´un içinde ikinci bir İstanbul´dur. Yüzdeyüz Fatih şehridir. Fatih camii, İslâm-Türk kültürünün bu ölmez abidesinin çevresinde halka halka fatih medreseleri ve semti, en saf müslüman Türk heyacanının ördüğü bir toplumdur." Akif, İstanbul´un bu en Türk, en yerli ve en yoksul mahallelerinden birin de doğdu ve yaşadı. Hayatı burada tanıdı ve keşfetti, toplumsal dokuyu burada ve onun bir parçası olarak tanıdı. Bir inanç ikliminin güzelliği ile birlikte toplumun yazılı olmayan mutabakatlarını, modern hayatın yerli ve geleneksel olana nasıl nüfuz ettiğini, hangi çelişkilere, trajedilere yol açtığını, neleri çürüttüğünü, nelerin eskidiğini ve nelerin yenilenmesi gerektiğini bu mahalle hayatında gözlemledi. Yenilenmekle, yerli kalmak, kendi olmak arasındaki tercihlerinin ilk çizgilerini burada idrak etti. Ve Akif burada bir şey daha öğrendi. Her türlü kirlenmeye açık bir yoksulluğun, sade ve onurlu bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini. Erdemli yoksulluk helal kazanç ve emek demektir, fedekarlık demektir, dayanışma demektir, karşılıksız sevmek demektir, hırs ve rekabeti ayaklar altına almak demektir. Erdemli yoksulluuğun tek sigortası vardır. Çalışmak, ölene kadar çalışmak, onurunu kaybetmeden çalışmak. Akif kendi mahallesinin yoksulluğunu, kendi haline terkedilmişliğini şöyle anlatır. Bizim mahalleye poyraz kışın da uğrayamaz Erir erir akarız semtimize geldi mi yaz! Bahârı görmeyiz ala lâtif olur, derler... Çiçeklenirmiş ağaçlar, yeşillenirmiş yer. Demek şu arsada ot bitse nevbahâr olacak? Ne var gidip Yakacık´larda demgüzâr olacak Fusulü dörde çıkarmaz bizim sokaklarımız; Kurak, çamur.. İki mevsim tanır ayaklarımız! Akif bu mahallede bu inaç ve gelenek ikliminin ortasında mahalle hayatını bütün renk ve çizgileriyle yaşadı. Babası O´nu sekiz yaşından itibaren Fatih camiine götürdü. Bunu bir şiirinde şöyle anlatır. Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir "Bu gece, Sizinle camîe gitsek çocuklar erkence. Giderseniz gelin amma namazda uslu durun; Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!" Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi Namaza durdu mu, naliyle koyverir peşimi Dalar giderdi, ben atık kalınca âzade Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde." Cami, masal, oyun ve yaramazlık. Cami içinde baba ve çocuklar. Camii içinde inanç ve coşku. Camii içinde ciddiyet ve oyun. Cami içinde inanç ve çocuksuluğun sınırsızlığı. Cami içinde yetişkin ve çocuk samimiliği. Ve cami ile içiçe bir ev. Camii ile içiçe bir mahalle hayatı. Camii ile içiçe düşünce, duyarlık ve yaşama yetişkin Akif´in portresinin temel çizgilerini belirginleştiren çocuk Akif´in dünyası ya da Âkif´in içinde kendini bulduğu dünya... Ve Akif´in mizacı.. ele avuca sığmayan bir çocuk. Çalışkan ama haşarı. Okuldan döner dönmez sokağa fırlayan, ağaçlara tırmanan, kabına sımayan bir mizaç. Masal dinlemeden uyumayan bir ruh. Uyuması için kendisine masal anlatırken anlatırken uyuyakalan Saime Hanım´ın eline mangalda kızdırdığı cevizi bırakarak yakan bir yarım kalmışlığı kabullenememezlik. Akif böyle bir ortam içinde o günün geleneğine uyularak yaşlarında iken Emir Buhari Mahalle Mektebine başladı. Yaklaşık iki sene sonra Fatih İptidaisi´ne ilkokul girdi. Üç yıllık bu okulu bitirdikten sonra girdiği Fatih Merkez Rüştiyesi´ni ortaokulunu 1895 yılında bitirdi. Bu mezunuyet aile içinde görüş ayrılığına yol açtı. Emine Şerife Hanım, Hocazade´sinin Annesi Âkif´e Hocazadem diye hitabederdi sarıklı olmasını, medresede tahsiline devam etmesini istiyordu. Babası Tahir Efendi ise medresede okuyacağı şeyleri, oğluna kendisinin de öğretebileceğini ileri sürüyor, yeni açılan ve revaçta olan mekteplerden birine gitmesini istiyordu. Akif´in anne ve babası arasındaki bu görüş ayrılığı Dönemin toplumsal tercihlerindeki farklılaşmayı da ortaya koyuyordu. Bir tarafta geleneğin bütün çizgileriyle yaşadığı Fatih´te, evladını bir inanç ve ilim adamının saygınlığı içinde görmek isteyen anne diğer yanda değişen dünyanın gereklerini farkeden kendisi de bir inanç ve ilim adamı olan baba. Ne inanç ihmal edilebilirdi ne yeni gelen ve kendi şartlarını dayatan dünya. Bu açıdan bakıldığında Akif annesiyle babasının özlemini kendi şahsında bütünlemiş ve uygun bir senteze kavuşturmuş gibidir. Sonunda Tahir Efendi´nin dediği olur. Ancak Tahir Efendi mektep ve meslek tercihini oğluna bırakır. Akif dönemin en gözde okullarından biri olan Mülkiye´yi tercih ettiği için ve babasıyla birlikte kaydını yaptırır. Kayıt tamamlandıktan sonra kâtip kayıt harcı ister, Tahir efendi, Âkif´i bir köşeye çeker, kesesini çıkarır ama istenen miktarda para yoktur. Tahir efendi rehin bırakmak üzere gümüş saatini çıkarınca kâtip almaz ve kayıt harcını ertesi gün getirebileceklerini gençlik yılları da çocukluğu gibi. Taşkın, ele avuca sığmaz, güçlü, sıhhatli ve enerjik. Pehlivanlarla güreşen, boğazda karşıdan karşıyla yüzen, taş yarıştıran bir ilk gençlik. Ama hep çalışkan, hep erdemli. Mülkiye´nin İ´dâdî bölümünde üç sene okuduktan sonra şehadet-nâme diploma aldı ve yüksek kısmına kaydoldu. Bir sene süre sonra babası vefat etti. Aynı yıl evleri yanınca Mülkiye´ye nehari gündüzlü öğrenci olarak devam etmesi imkansız hale geldi. Mezunlarına hemen iş verileceği için o yıl açılan ve ilk sivil veteriner yüksek okulu olan Mülkiye´nin Baytar Mektebi´ne Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi leyl-i yatılı öğrenci olarak geçti. Âkif bu okulda kendisini derinden etkileyecek bir öğretmenle karşılaştı. İnançlı bir Türk Hekimi olan, Türkiye´ye mikrop bilimini getiren Rifat Hüsamettin Hoca. Pasteur´un öğrencisi olan bu öğretmeninden Pasteur sevgisini aldı. Mithat Cemal, Akif´in Pasteur´ün fotoğrafına bakıp hayranlıkla "Bu ne ilâhi yüzdür" dediğini, fotoğrafı öptüğünü ve ardından "Mu´tekid de! İnançlı eklediğini kaydeder. Çoğu kendisi gibi babasız ve yoksul öğrencilerden oluşan bu okul Âkif´e sağlam ve bir ömür boyu sürecek dostluklar bu okul, Akif´in sağlam bir dini bilgi ve sarsılmaz bir imanla, müspet bilimin harika bir uyumunu sağlayan zihini yapısını oluşturdu. Akif bu dönemde de Kıyıcı Osman Pehlivandan güreş öğreniyor, Çatalca köylerinde yağlı güreş tutuyor, taş yarıştırıyor, yüzüyor ve çok sevdiği mektebin "Doru" isimli atına biniyor, uzun yürüyüşlere çıkıyorŞiire ilgisi de bu yıllarda başlıyor ve okulun son iki senesinde başladı. Bunlar dönemin yaygın kanaatlerinin izlerini yansıtır ve divan şiirlerine nazireler şeklindedir. 22 Aralık 1893´te okuldan birincilikle mezun olur ve 26 Aralık´ta "Orman ve NMa´adin ve Ziraat Nezare´Baytar Müfettiş Muavini" olarak tayin edilir. Görev yeri İstanbul olmasına rağmen Akif, 4 yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan´ın çeşitli bölgelerinde görev yapmıştır. Bu seyahatler Akif´in gözlem gücünü, toplumu daha yakından tanımasını sağlamış olmalıdır. Akif bu dönemdeki gözlemlerini şiirlerinde son derece gerçekçi bir şekilde kullanır. Yine bu ve bundan sonraki seyahatler Akif´in hem düşünce tarzını hem de şiir anlayışını temellendirir. Mezuniyetinden 6 gün sonra 28 Aralık 1893´te İlk eseri olan 7 beyitlik gazeli "Servet-i Fünun´da yayınlanır. Buarada çocuk yaşlarda başladığı Kur´an´ı Hıfzetme Ezberleme çabalarını yoğunlaştırır ve Hafız olur. 1 Eylül 1898´de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmed Emin Bey´in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Akif´in bu yıllarda da Maarif mecmuasında, Resimli Gazete´de şiir yazıları ile Arapça, Farsça ve Fransızca´dan yaptığı çevrilerini yayınlamaya devam eder. 17 Ekim 1906´da mevcut görevine ilâveten "Halkalı Ziraat Mektebi Mektebi´ne "Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 25 Ağustos 1907´de Çiftlik Makinist Mektebi´ne Türkçe Muallimi olarak atanır. 23 Temmuz 1908´de İkinci Meşrutiyet ilan edilir. Akif, bu sırada İstanbul´da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavin´dir. Akif´in hemen hiçbir dönemde siyasetle doğrudan ilişkisi olmamakla beraber toplumsal sorunlarla ciddi ve yoğun bir ilgisi olmuştur. Dönemin bütün aydınları gibi çöküş şartlarının yol açtığı acıları derin bir şekilde yüreğinde hissediyor ve bir çıkış yolu arıyordu. Meşrutiyetin ilanından 10 gün sonra daha önceleri gizli bir cemiyet olarak faaliyet gösteren ve daha sonra partileşecek olan İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olur. Ancak Akif, cemiyete üyeliğe girişin gereklerinden biri olan "Cemiyetin bütün emirlerine, bilâ kayd ü şart kayıtsız şartsız ittaat edeceğim" şeklindeki yemindeki "kayıtsız şartsız itaat "itiraz eder ve sadece iyi ve doğru olanlarına şeklinde düzeltilmesi şartıyla yemin edebileceğini söyler. Ve cemiyetin yemini Akif´le değişir. Akif´in karekterinin tipik bir yansıması olan bu tutum hayatı boyunca ve herkese karşı korunan bir ilkeli anlayışın tezahürüdür. Başlangıç » Mehmet Akif Ersoy » / 49 yorum Mehmet Akif Ersoy’un Edebi Kişiliği – Edebi Şahsiyeti – Bir Edip Olarak Mehmet Akif Ersoy’un Yeri ve Önemi – Edebi çalışmalarıİnsanlık tarihinde birer rehber görevini yapan önderler hep olagelmiştir. Bunların kimi kahramanlığı ile kimi engin fikir ve düşünceleri ile iz bırakmışlardır. Bunların başında Akif gelmektedir. Mehmet Akif, toplumsal yaşantımızı, kendi zamanına kadar hiç kimsenin işlemediği tarzda, kudretle mısralara döken, sanatını toplumun görevine veren bir şairdir. Yaşadığı günlerin aktüel konularını ustalıkla tasvir eder, halkın diline yakın kişisellik taşıyan bir üslupla işler. Yaşantısı boyunca inançlarında en küçük bir saptanma göstermez. Batının Türk topraklarına saldıran emperyalist kuvvetlerine karşı İslam dünyasının uyanması, bir ”İslam Birliği” kurulması düşüncesini bayrak edinir. Aklın ve zamanın gereklerine göre bilimle dinin uzlaşmasını ister. Şiirlerinde aruz ölçüsünü hayret edilecek bir ustalıkla Türkçenin inceliklerine uygun bir incelikle uygular. Lirik-epik şiirlerinde ilhamını günlük hayattan; lirik-didaktik şiirlerinde ise konularını din kaynaklarından alır. İnsan, yurt ve millet sevgisiyle meydana getirdiği eserlerinde her zaman toplumun dertlerini dile getirilmiştir. Mehmet Akif Ersoy’un Başlıca Eserleri 1. Safahat 2. Süleymaniye Kürsüsünde 3. Hakkın Sesleri 4. Fatih Kürsüsünde 5. Hatıralar 6. Asım 7. Gölgeler Kaynak İlköğretim Okulları İçin Hazırlanmış Belirli Günler ve Haftalar Kitabı Yorum yaz!

mehmet akif ersoy ile ilgili yazı