🐊 En Güzel Şarkıyı Bir Kurşun Söyler
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. A rtık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı Alev alev sardı her tarafımı. Artık inan bana muhacir kızı. Y ağmurdan sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla olgunlaşırmış. Bir gün
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. ***** Artık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. (A)rtık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı. Alev alev sardı her tarafımı. Artık inan bana muhacir kızı. (Y)ağmurdan sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyveler sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta
Engüzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza . Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev Alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı . Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Birgün gözlerimin ta
kurşunadres sormaz ki şarkısını sosyal bilgiler dersinde öğrendim ve bu olay şöyle oldu.kıymet hoca gidiyordu.bir veda partisi yaptık.biz hocamız için yazdığımız söyledik en son kıymet hoca bu şarkıyı söyledi.o günden beri dilime takıldı.çok güzel şarkı herkese benden tavsiye
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler. kırgın kırgın bakma yüzüme rosa. artık inan bana muhacir kızı, dinle ve kabul et itirafımı. bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı alev alev sardı her tarafımı. artık inan bana muhacir kızı. yağmurdan sonra büyürmüş başak, meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza. Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev Alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı. Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Birgün gözlerimin ta
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Bu kesitte, Monna Rosa bu yeni durumu kabul etmemekte, aşığa kırgın bakışla yönelmekte, anlatıcı ise aşkının farklı olduğunu ve kurşunun en güzel şarkıyı söylediğini belirtmektedir.
tM9FDKd. Sezai Karakoç'un adına Mona Roza'yı yazdığı Muazzez Akkaya ilk konuştu. "Bir yerde görsem 'merhaba' derim belki.." Okuyan herkesin yüreğini titretir Sezai Karakoç'un Mona Roza'sı.. Sevda denince, hele de karşılıksızsa ilk akla gelenlerdendir. 60 yıl önce kaleme alınan bu 14 kıtalık gizem dolu şiirdeki kıskanılası kadının kim olduğu şiir yazıldıktan 50 yıl sonra ortaya çıktı. Muazzez Akkaya.. “Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza. ” Sezai Karakoç'un Mona Roza'sı banka reklamında Adına yazılan bu muhteşem şiirler ilgili ilk kez konuşan Muazzez Akkaya hayal kırıklığı yarattı. Akkaya "Okul yıllarında bana olan ilgisini fark etmiştim; bu şiiri yazdığını da biliyordum, ama ben aynı yakınlığı duymamıştım. Belki bir yerde karşılaşırsak bir merhaba derim. Allah hepimize uzun ömür versin." şeklinde konuştu. ŞİİRDEKİ MÜTHİŞ AKROSTİJ Türk edebiyatının en önemli şairlerinden Sezai Karakoç, 1950’de “Monna Rosa” şiirine ilham olan Mülkiye’de sınıf arkadaşı Muazzez Akkaya için bu dizeleri kaleme almıştı. Ama bu şiiri 19 yaşındaki Karakoç’un platonik aşk yaşadığı Muazzez Akkaya için yazdığı neredeyse yarım asır sonra anlaşılacaktı. Gizemlerle dolu bir şiirdi Monna Rosa. Şairinin gönlündeki karşılığı “Tek Gül” demekti. 14 kıtalık sözlerinde aşk, sevgi, hasret, itiraf ve sitem vardı. Ancak kimse çok uzun bir süre Monna Rosa’daki sihri çözemedi. 50 yıl sonra anlaşıldı; şiirin kıta başlarındaki harflerin yan yana getirilmesinden “Muazzez Akkaya’m” isminin ortaya çıktığı... “Monna Roza siyah güller, ak güller / Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak” dizesiyle başlayan Monna Rosa’da müthiş akrostiş vardı. KİMDİ BU MUAZZEZ AKKAYA? Peki kimdi bu Muazzez Akkaya? Şiir üstadına nefis dizeler yazdıran bu güzel kadın efsane miydi, yoksa gerçek mi? Artık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı, Artık inan bana muhacir kızı. MUAZZEZ AKKAYA KENDİSİ İÇİN YAZILAN ŞİİRİ GÖRMEZDEN GELDİ Şiirin kıta başlarındaki harfler ve şiirin dizeleri aslında her şeyi anlatıyordu; ancak ne Sezai Karakoç konuştu bu aşkla ilgili bugüne kadar, ne de Muazzez Akkaya. Muazzez Akkaya, hem şairin kendisine olan tutkulu aşkından hem şiirin kendisine yazıldığından haberdardı. Ama görmezden ve duymazdan geldi nedense... Karakoç da kimseye bir şey söylemeden aşkını dizelere nakşetmekle yetindi, hiç evlenmedi! Muazzez Akkaya üniversite yıllarında sevdiği başka biriyle evlenip mutlu bir yuva kurdu. Ve böyle geçti yıllar, tıpkı şiirin dizelerindeki gibi... Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna; Saat on ikidir, söndü lambalar. Uyu da turnalar gelsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar; Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna BANKA REKLAMINDA ORTAYA ÇIKTI Yıllar sonra bugün 82 yaşındaki Muazzez Giray Akkaya, bir banka reklamında ortaya çıktı. İstanbul Fenerbahçe’de yaşayan Muazzez Akkaya, Monna Rosa şiirinin kendisine yazıldığını bildiğini itiraf etti. Akkaya, Karakoç’un şiirinden birkaç arkadaşı dışında kimseye bahsetmemiş, onlara bu sırrı kimseye söylememeleri için iyice tembihte bulunmuş. Akkaya, birkaç yıl önce bir gazetede bu şiirin kendisine yazıldığının ortaya çıkması üzerine yine konuşmamayı yeğledi. Muazzez Akkaya Giray, Garanti Bankası’nın reklamında oynuyor. MUAZZEZ AKKAYA "GENÇLİKTE KALMIŞ BİR HATIRA" Muazzez Akkaya sessizliğini Habertürk'ten Abdullah Kılıç'a bozdu. Aslında bu konuda hiç konuşmak istemiyorum, ama madem aradınız; o reklam filminde benim oynadığımı fark ettiniz onun hatırına birkaç cümle konuşayım. Gençliğin verdiği heyecanla yaşanmış bir tutkuydu, benim için de gençlikte kalmış bir hatıra. Sezai Karakoç, büyük bir şair! Bu tutkusu devam ediyor mu bilmiyorum, benim için tarihe mal olmuş bir aşk, bir şiir ve hep böyle de kalacak. Ben okuldan sonra mutlu bir evlilik geçirdim. O döneme ait fotoğrafların çoğunu imha ettim, keşke saklasaydım diyorum bazen. Kendisiyle hiç görüşmedim, 15 yıl önce bir arkadaşım görüşmüş, onun aracılığıyla haber aldım. Kendisine, bana olan sevdasına, aşkına hep saygı duydum. Okul yıllarında da bana olan ilgisini fark etmiştim; bu şiiri yazdığını da biliyordum ama ben aynı yakınlığı duymamıştım. Belki bir yerde karşılaşırsak bir merhaba derim. Allah hepimize uzun ömür versin. ŞAİR KARAKOÇ, ÖDÜL ALMAYA GİTMEMİŞTİ Sezai Karakoç 1933 yılında Diyarbakır Ergani’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Cemal Süreya ve Ece Ayhan okul arkadaşlarıydı. İkinci Yeni şiirinin kurucuları arasında gösteriliyor. Eleştirmenlerce Monna Rosa şiiri Türkçe yazılmış en iyi aşk şiirlerinden biri olarak gösteriliyor. 2007 yılında Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü kendisine verildiğinde, “Maddi ödülün takdiri size ait, ödül plaketini postayla gönderebilirsiniz” diyerek ödülü almaya gitmedi. 70’e yakın eser kaleme aldı. İşte o muazzam şiir Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek... Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı
Haberler > Yüreğinize Dokunacak! Türk Edebiyatı'na Damgasını Vurmuş Şâirlerden Mutlaka Okumanız Gereken 20 Şiir - 0830 Bildiğiniz üzere 21 Mart şiir günü. Şiir gününe yakışır bir gün olsun! 1. Cemal Süreya - Vapuru Sesinde ne var biliyor musunBir bahçenin ortası varMavi ipek kış çiçeğiSigara içmek için Üst kata çıkıyorsunSesinde ne var biliyor musunUykusuz Türkçe varİşinden memnun değilsinBu kenti sevmiyorsunBir adam gazetesini katlarSesinde ne var biliyor musun Eski öpüşler varBanyonun buzlu camıBirkaç gün görünmedinOkul şarkıları varSesinde ne var biliyor musunEv dağınıklığı varİki de bir elini başına götürüpRüzgarda dağılan yalnızlığınıDüzeltiyorsunSesinde ne var biliyor musun Söylemediğin sözcükler varKüçücük şeyler belkiAma günün bu saatindeAnıt gibi dururlarSesinde ne var biliyor musunSöylenmemiş sözcükler var 2. Nâzım Hikmet - Ağlamak Meselesi Nasıl etmeli de ağlayabilmeliFarkına bile varmadan?Nasıl etmeli de ağlayabilmeliAyıpsız,Aşikâre,Yağmur misali?Neylersin alışkanlıkİçin kan ağlarken yüzün gülerDikilitaş gibi dinelirsin erişmek ne müşkülmüş meğer,Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine? 3. Can Yücel - Buluşmak Üzere Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım 4. Gülten Akın - Deli Kızın Türküsü Sana büyük caddelerin birinde rastlasam Elimi uzatsam tutsam götürsem Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak Anlasan Elimi uzatsam tutamasam Olanca sevgimi yalnızlığımı Düşünsem hayır düşünmesem Senin hiç haberin olmasa Senin hiç haberin olmaz ki Başlar biter kendi kendine o türkü Yağmur yağar akasyalar ıslanır Bulutlar uçuşur geceleyin Ben yağmura deli buluta deli Bir büyük oyun yaşamak dediğin Beni ya sevmeli ya öldürmeli Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa Böcekler gibi başlamalı yeniden Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta Yan garipliğine yürek yan Gitti giden 5. Attilâ İlhan - Mahur Beste Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazırlık sonbahara 6. Sezai Karakoç - Mona Rosa Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz kırık kuş merhamet ister. Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak aya karşı kirli çakallar, Ürkek ürkek bakar tavşanlar Rosa bugün bende bir hal var. Yağmur iri iri düşer toprağa,Ulur aya karşı kirli pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni bakışın ölmem için yetecek. Anla Mona Rosa ben bir deliyim. Açma pencereni perdeleri ağaçları, söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş nişan yüzüğü bir kapı sesi. Seni hatırlatır her zaman ağaçları, söğüt en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da en ıssız yerlerde ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor belli olur bir kadın, Denizin dibinde geziyor ellerin ve ne de çabuk geçiyor Mona. Saat onikidir söndü lambalarUyu da turnalar girsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu ne de çabuk geçiyor gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin rengi ak kiminin sarı. Ah beni vursalar bir kuş gelir incir ben Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının doldurur bu boş yelkeni. O masum bakışların su ben Mona Rosa bulurum kırgın bakma yüzüme Rosa. Henüz dinlemedin benden aşkım uymaz öyle her saza. En güzel şarkıyı bir kurşun kırgın bakma yüzüme inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı Alev alev sardı her inan bana muhacir sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin sonra büyürmüş bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kuş tüy ki can verir gülümsesen, Bir tüy ki kapalı geceye bilezikler o kokulu Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz kırık kuş merhamet ister, Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. 7. Özdemir Asaf - Ben Değildim Bir akşam-üstü pencerenden bakıyordun Ağır ağır, yollara inen karanlığa. Bana benzeyen biri geçti evinin önünden. Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya... O geçen ben gece, yatağında uyuyordun... Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya. Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan, Ve karanlıklar içindeydi odan... Seni gören ben değildim. Ben çok uzaktaydım o zaman, Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebepsiz ağlamaya. Artık beni düşünmeye başladığından Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya... Bunu bilen ben kitap okuyordun dalgın... İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı. Genç bir adamı öldürdüler romanda. Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın...O ölen ben değildim... 8. Necip Fazıl Kısakürek - Kaldırımlar ISokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan karanlığa saplanan noktasında,Sanki beni bekleyen bir hayal gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...IIBaşını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,Erimiş ruhlarınız bir derdin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa atlı süvari, koştur, atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kaldırımlar kadar seni anlayan olur...Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...IIIBir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,Vecd içinde başı dik, hayalini gözlerine, bir ân, gözüm değince,Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,Görsem pencerelerde soyunan bir bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı,Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan... 9. Ahmet Haşim - Merdiven Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... 10. Turgut Uyar - Göğe Bakma Durağı İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalımŞu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarındanBebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarındanDurmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtarŞu aranıp duran korkak ellerimi tutBu evleri atla bu evleri de bunları daGöğe bakalımFalanca durağa şimdi geliriz göğe bakalımİnecek var deriz otobüs durur inerizBu karanlık böyle iyi afferin TanrıyaHerkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorumHırsızlar polisler açlar toklar uyusunHerkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumamHerkes yokken biz oluruz biz uyumıyalımNasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklardaBeni bırak göğe bakalımSenin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalımTuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorumBu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyorSeni aldım bu sunturlu yere getirdimSayısız penceren vardı bir bir kapattımBana dönesin diye bir bir kapattımŞimdi otobüs gelir biner giderizDönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güçBir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsinSeni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlatDurma kendini hatırlat Durma göğe bakalım 11. Yahya Kemal Beyatlı - Bir Başka Tepeden Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre revnaklı şehirler görülür dünyada,Lakin efsunlu güzellikleri sensin derim, en hoş ve uzun rü'yadaSende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. 12. Ece Ayhan - Fayton Erol Gülercan'aO sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şeyİncecik melankolisiymiş yalnızlığınınİntihar karası bir faytona binmiş geçerken ablamCaddelerinden ölümler aşkı pera'nınEsrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablamÇiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuşTüllere sarılmış mor bir karadağ tabancasıylaZakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri camekândaBen ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilememİntihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikteCezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın. 13. Ahmed Arif - Ay Karanlık Maviye Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine Rüzgarda asi, Körsem, Senden gayrısına yoksam, Bozuksam, Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç, Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş, Etme gel, Ay karanlık... 14. Orhan Veli Kanık - Güzel Havalar Beni bu güzel havalar mahvetti,Böyle havada istifa ettimEvkaftaki böyle havada alıştım,Böyle havada aşık oldum;Eve ekmekle tuz götürmeyiBöyle havalarda unuttum;Şiir yazma hastalığımHep böyle havalarda nüksetti;Beni bu güzel havalar mahvetti. 15. Ziya Osman Saba – Misak-ı Milli Sokak No. 37 Ah, şimdi hatıralar mahallesindeMisakımilli sokak bütün evler, bütün ömür içinde,Mesut olduğumuz bir gün karşımıza döşediğimiz bir çift küçük diyeyim bilmem kiGönül sarayı, aşk yuvası...Akşamlar iner 'kaymak yoğurt'çularlaKaldırımlar benim için ilerler bozacılarla,Derken bir komşu biri komşu arsaya bakar,Ötekinin önünde bir havagazı feneri;Rüzgarla açılıp kapanırdı ışığı,Geceleri...O geceler, doğan günler orada,Kaderlerin en güzelini sokağı orada dünyayı sokağı! SeninEsen rüzgar, yağan karını önüne her oturuşta seyrettiğim,Arnavut kaldırımlarını çocukluk oyunu mu oynadık orada?Sen gelin olmuştun, ben öyle güzel; ben daha genç,Yepyeni, taptazeydi her zaman o sokağa yolum düşse şimdi,Ayaklarım geri geri cansızdır elbet, insanlar vefasız,Komşumuz başkalarına komşuluk perdeler aşılmış penceresi,Bir vakitler içinde çocuğumun kiracılar evlatsız besbelli-Şimdi birkaç saksının birliği etmiş şimdi saksılar, perdeler,Elektrik lambasıyla değiştirilen sokağa ne zaman yolum düşse, bir sesGünler geçti, geçti, geçti... der. 16. Ahmet Muhip Dıranas - Olvido Hoyrattır bu akşamüstüler saltanatıyla gitti mi bir defaYalnızlığımızla doldurup her yeriBir renk çığlığı içinde bahçemizden,Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdanLavanta çiçeği kokan kederleri;Hoyrattır bu akşamüstüler dalga hücum edip pişmanlıklarUnutuşun o tunç kapısını zorlarVe ruh, atılan oklarla delik deşik;İşte, doğduğun eski evdesin birdenYolunu gözlüyor lamba ve merdiven,Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşikVe cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar...Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledirKağıtlarda yarım bırakılmış şiir;İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşıHatırlar bir gün bir camı açtığını,Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...Bütün bunlar aşkın uçup gitmiş olmalı bir yazlaHalay çeken kızlar misali sizler! ey geçmiş zaman etekleri,İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerdenAyışığı gibi sürüklenip giden;Geceye bırakıp yorgun erkekleriSalınan etekler fısıltıyla, âşığın dönüşünü beklerYalan yeminlerin tanığı çiçeklerArtık olmayacak baharlar ömrün en güzel türküsü aldanış!Aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;Her garipsi ayak izi kar içindeDönmeyen âşığın serptiği sen! ey sen! Esen dallar arasındanBir parıltı gibi görünüp kaybolanNe istersin benden akşam saatinde?Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;Hatıraların bu uyanma vaktindeSensin hep, sen, esen dallar unutuş! kapat artık pencereni,Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;Çıkmaz artık sular altından o duman yükselir gibidir kederdenMacerası çoktan bitmiş o gecenle yayıl dört yanımaEy unutuş! kurtar bu gamlardan beni 17. Melih Cevdet Anday - Çok Güzel Şey Yaşamak güzel şey doğrusuÜstelik hava da güzelseHele gücün kuvvetin yerindeyseElin ekmek tutmuşsa bir deHele tertemizse gönlünHele kar gibiyse alnınYani kendinden korkmuyorsanKimseden korkmuyorsan dünyadaDostuna güveniyorsanİyi günler bekliyorsan heleİyi günlere inanıyorsanÜstelik hava da güzelseYaşamak güzel şeyÇok güzel şey doğrusu. 18. Rıfat Ilgaz – Leylaklarını Anlatıyorum Leylak getiriyorsun bana güneşli bir günOnu saçlarından topladığın belliBir leylak bahçesisin karşımdaBöyle kucağında kalsa daha iyiBir vazoya bırakıp gidiyorsunSen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sankiÖnce renkleri gidiyor arkandanNesi varsa gidiyor soyunarakHer vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhafHer kokladıkça dönüp dönüp geliyorsunDüşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçeYaprak yaprak gelişiyorsunLeylak leylak bakıyorsun gözlerimin içineÖlümsüz bir mevsim oluyorsun 19. Ahmet Hamdi Tanpınar - Ne İçindeyim Zamanın Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare, geniş bir anınParçalanmaz garip rüya rengiyleUyuşmuş gibi her şekil,Rüzgarda uçan tüy bileBenim kadar hafif sükutu öğütenUçsuz bucaksız değirmen;İçim muradına ermişAbasız, postsuz bir bende bir sarmaşıkOlmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışıkOrtasında yüzmekteyim. 20. Cahit Sıtkı Tarancı - Yaş Otuz Beş Yaş otuz beş! yolun yarısı gibi ortasındayız çağımızdaki cevher,Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,Gözünün yaşına bakmadan kar mı yağdı ne var?Benim mi Allahım bu çizgili yüz?Ya gözler altındaki mor halkalar?Neden böyle düşman görünürsünüz,Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?Zamanla nasıl değişiyor insan!Hangi resmime baksam ben o günler, o şevk, o heyecan?Bu güler yüzlü adam ben değilim;Yalandır kaygısız olduğum meyal şeylerden ilk aşkımız;Hatırası bile yabancı beraber başladığımız,Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;Gittikçe artıyor başka rengi de varmış!Geç farkettim taşın sert insanı boğar, ateş yakarmış!Her doğan günün bir dert olduğunu,İnsan bu yaşa gelince sarı nar kırmızı sonbahar!Her yıl biraz daha dönüp duruyor havada kuşlar?Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?Neylersin ölüm herkesin uyanamadın nerde, nasıl, kaç yaşında?Bir namazlık saltanatın olacak,Taht misali o musalla taşında.
MONA ROSA Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister. Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Ulur aya karşı kirli çakallar, Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa. Mona Rosa bugün bende bir hal var. Yağmur iri iri düşer toprağa, Ulur aya karşı kirli çakallar. Açma pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek. Anla Mona Rosa ben bir deliyim. Açma pencereni perdeleri çek. Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş aydınlığına. Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi. Seni hatırlatır her zaman bana. Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi. Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur. Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da durur. Zambaklar en ıssız yerlerde açar. Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi. Ellerinden belli olur bir kadın, Denizin dibinde geziyor gibi. Ellerin, ellerin ve parmakların. Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar. Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin incirlerine. Kiminin rengi ak kiminin sarı. Ah beni vursalar bir kuş yerine. Akşamları gelir incir kuşları. Ki ben Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında. Hayatla doldurur bu boş yelkeni. O masum bakışların su kenarında. Ki ben Mona Rosa bulurum seni. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Henüz dinlemedin benden türküler. Benim aşkım uymaz öyle her saza. En güzel şarkıyı bir kurşun söyler. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Artık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı Alev alev sardı her tarafımı. Artık inan bana muhacir kızı. Yağmurdan sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla olgunlaşırmış. Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış. Yağmurdan sonra büyürmüş başak. Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kuş tüyüne. Bir tüy ki can verir gülümsesen, Bir tüy ki kapalı geceye güne. Altın bilezikler o kokulu ten. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister, Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Sezai KARAKOÇ
Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek... Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin, ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım uymaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler