🌛 Kırgınım Sana Hayat Videosunu Indirmek Istiyorum
la Putin sana hayırdır la burda artislik yapma hee eğer konuşursam kötü olur bak.. Dur la konusuyom şimdi gözlerini kapa 1. Dünya savaşına dön düşün bakim sizin karı kıtlığınızı, peki nerde o karılar bizde yoklukta atalarınız la can bulduk la piçler burda küfre devam ederdim ama neyse
Kırgınımsana hayat. 20,193 likes1,043 talking about this. duygusal
Bütünçalışmalarımıza bu adresimizden ulaşabilirKanalımıza Ücretsiz Abone Olabilirsiniz Hala abone değilseniz kanalıma abone olmayı, zili🔔 açmayı ve de vid
Bir Anlık Mutluluk İstiyorum. Selam ailenin çatlak kızı geldi:) Böyle konuştuğuma bakmayın yaşım 31 ancak ruhum ve hayat tarzım 22 dersem yeridir. Her kadın olgunlaşmak zorunda değil ben çocuk ruhluyum ve halimden çok memnunum. Hayatıma giren erkekler bu durumu kaldıramıyor ve aramızda sorun yaşanıyor.
Merhabaarkadaşlar. Sayfamız bütün gönül dostlarımız için düzenlenmiş olup burada sevgiye dair paylaşımlar yapıyoruz. Katkılarınız için çok teşekkür ederiz.K
Toplam 126 indirme. Boyut: 3.18 MB. Tarih: 9 Şubat 2019 , Cumartesi günü eklendi. Şarkıyı beğendiniz mi? Buna ilk puan veren sen olmak ister misin? MP3 İNDİR Anonim Kırgınım Sana Hayat. Telegram'da bizi takip edin. En Yeni Müziklerden İlk Siz Haberdar olun. MP3 İNDİR.
Checkout Kırgınım Sana Hayat by Caner Ünal on Amazon Music. Stream ad-free or purchase CD's and MP3s now on Amazon.com.
Bana akıl verirken, kalanı sana yetmeyecekse kendini riske atmana gerek yok. Herkes hayata farklı bir pencereden bakar. Ama bazı insanların camını çerçevesini indirmek istiyorum. Aşk acısı çekeceğime hayatın çilesini çekerim daha iyi. Eğer iki yüzlü olacaksan, en azından birini sevimli yap!
Gittiğin günden beri yaşamıyorum,Güneş'e Ay'a küskünüm sen yoksun diye!Birde el ele ıslandığımız yağmurları pencereden izliyorum artık.Bazen rüyalarıma geliyorsun ya hani!Uyandığımda,Önce seni yeniden görebilmenin sevinci yaşları,sonra da yaşayamadıklarımızın kahroluşuna dökülüyor gözlerimden ne varsa işte
JA9B. kulağa gelen ses, göze görünen cisim... son günlerde, üstüste bir şarkı çalındı kulağıma. yumuşak tınılı bir erkek sesi "ı will always love you" diyordu. şarkıyı aradım, her defasında whitney houston'un ünlü şarkısını buldum, ancak, aradığım o değildi. sonunda buldum, şarkıyı "the cure" söylüyormuş ve adı "lovesong"muş. çok ilginç! bu şarkıyı radyoda dinlediğimde daha neşeli bir iz bırakmıştı, şimdi videosunu izlediğimde ise hüzünlü... bu halden bir ders ya da sonuç çıkarayım kendime, not alayım. demek ki, bazen ses ve görüntü birbiri tamamlıyor, bazen aykırılığı belirginleştiriyor. aman canım! ne dersi, ne sonucu? şarkı güzel, dinleyiniz! Paris'te Bir Haftasonu ya da bir fincan kahvenin hatırı mı, kokusu mu? Gündönümü'ndeyiz. Bugün 21 Haziran. Geçen sene 21 Haziran'da Roma'daydık, çocuklarla birlikte. Gün boyunca o kadar uzun uzun yürümüş ve yorulmuştuk ki, gündönümü aklıma bile gelmemişti. Bir önceki sene Bayan D. ve E. ile Boğaziçi'nde nefis bir günbatımı eşliğinde oturup şerefe birer kadeh şarap içmiştik. 2011'de 21 Haziran'da değil, ama 22 Haziran'da gündönümü kutlamıştık, bu defa Cihangir'de 5. Kat'ta manzaraya karşı oturmuştuk. 2010'da Turgut Reis'te tatildeydik, annem bizimleydi ve hastalanmıştı. Telaşlı bir gün geçmişti, gündönümü yine akla gelmemişti. Bu sene de gündönümü kutlama faslı olmadan geçecek belli ki... Sabah hızlı başladı, apartmandaki boş bir dairenin ortalığı velveleye veren bir alarmını susturmak için benden yardım istenmiş. Ben o sırada pilatesteymişim, spor sonrası telefonumda 6 defa çeşitli cevapsız arama görüp telaşa kapıldım. Sonra apar topar eve dönüp, yol boyu çeşitli telefon konuşmaları yapıp, alarmı çalan dairenin sakinine ulaşıldı, evin anahtarı ve elektrikçi getirildi, vs. vs. Neyse, velveleci ses bir saat daha vıyvıylayıp, sonunda susturuldu. Olan hiç programlamadığım hale gelen sabah programıma oldu. Patırtı bitince, kendime bir sade kahve yaptım. Kahve kokusunu severim ya, ille de pişerken çıkan kokuya bayılırım. İçime çektim nefes nefes. Bugün, benim için, yakın geçmişte canımı sıkan bağzı şeyleri olayları kişileri nadim olmuş, süt dökmüş şekilde bir çeşit çevremde bulma günü oldu. Bunları okuyup birden heyecana kapılma sevgili okuyucu, bunun bir return vak'ası olmadığını, bambaşka konularda yaşandığını hemen belirteyim. Dün akşam, hiç akla gelmeyen şekilde hoş geçti. İş çıkışı ani bir kararla Paris'te Bir Hafta Sonu / Le Week-End filmine gittim. Çok hoş bir film, zaman zaman bıyık altı gülerek, zaman zaman hafif iç burulmasıyla seyrettim. İsterseniz buradan bir bakınız Tık! Çıkışta, vapura mı deniz otobüsüne mi yetişsem, şu İstiklal Caddesi kalabalığını nasıl aşsam diye düşünerek yürürken, fakülteden eski ve sevgili arkadaşım N.'nin yanımdan geçivermekte olduğunu gördüm. Seslendim. Sarıldık. Ayaküstü sohbete başladık. Sonra baktık laf uzuyor, bir yerde oturup kahve dondurma eşliğinde çene çaldık. Bir saatlik muhabbet sonunda o arkadaşlarıyla buluşmaya Tünel tarafına yollandı, ben Taksim, Kabataş, Kadıköy hattına, karşıya geçmeye. Deniz üstünde hava pek güzeldi, şu köpük köpük bulutlardan vardı, altlarından günbatımının kızıl şurubi renkleri parlıyordu. Kadıköy Meydanı'nda beni bir sürpriz daha bekliyordu. Geçen sene Gezi'de bir gece sabaha kadar piyano çalan Martello, bu defa Soma için Kadıköy'de çalıyordu. Durdum, dinledim bir süre. Bir bakayım derseniz, o da burada. Tık! İstanbul yine güzeldi, hasılı... bir şeyler okudum, birkaç fotoğraf gördüm, aklıma geldi de... hani şu söz var ya, yazar ananis nin söylemiş, "herşeyi olduğu gibi görmeyiz, herşeyi olduğumuz gibi görürüz" ne kadar da doğru! böyle bakınca, hatalı insan yok gibi duruyor, sen haklısın, evet sen de haklısın ve sen de... bir çocuk için en zor şey, onu hayata getirenlerin birbirlerine karşı artık sevgi dolu olmadıklarını anlamak olmalı. kim bilir, o birlikteliğin hangi noktasında ne oldu ve aşk, sevgi bitti. belki bundan daha zoru onların birbirlerini gerçekten hiç sevmemiş olduklarını fark etmek. artık ana baba kuzusu olmayan koca kazık bile olsa, içte yaşayan o küçük çocuk kendisini dipsiz bir kuyuya düşmüş, yapayalnız kalmış hissecek, muhtemelen. yazık tabii ki, başta o küçük çocuğa yazık. yazık tabii ki, sevgisiz bir birlikteliği kurallar uğruna sürdürmeyi görev edinen kadına/anneye yazık, erkeğe/babaya yazık. o gencecik insanın bu incitilmişlik duygusuyla verdiği kararlar, aslında ne kadar havada, ayakları yere basmayan kararlar. bir yandan da hayatta daha sonra verilen kararlar ne kadar doğru ki? o çocuk neden kendini o kadar kötü hissediyor? kim suçlu, kim değil? doğru nerede? ben kimim ki? nereden bileyim? ben ise, bu noktada kendi kendime ahkam kesiyorum. bize öğretilenleri sorgulamaktan neden kaçınıyoruz? doğrular, idealler hiç ayırt edilmeden hepsi sorgulanmalı. kendimizi kurala uyma batağına saplanmaktan alıkoymak için, ne gerekiyorsa yapmalıyız. içimizin almadığı, ruhumuza dara sokan her davranış, her düşünce, her duygu için soruşturma açmalıyız. hayat, her gün aynı adımları atıp durduğumuz bir kendini tekrarlar yumağı değil mi? o adımları başka bir yolda atınca, herşey çok değişti, ışıldadı, yoluna girdi sanıyoruz. peki, bu bir yanılgı mı? yoksa hayat zaten değişik yollarda yürümeyi öğrenmekten ibaret bir yol hikâyesi mi? Gidenler, gelenler, damakta kalan tatlar, havadan sudan... Gidenler, kızım ve oğlum. Birer gün arayla, İznik ve Bozcaada'ya gittiler. Büyük arkadaşlarıyla, küçük babaanne ve dedeyle. İznik'teki bisikletle gezmeyi yeniden keşfetmiş, anlaşılan. Bundan duyduğu memnuniyete dair bir mesaj gönderdi. Bozcaada'daki denizi özlemiş olmalı, ondan "çok güzeldi yaa" diyen bir mesaj geldi. Kız olanı, saçının rengi açılsın diye bira sürüp güneşleniyormuş, umarım isteğine kavuşur. Erkek olanından şu saat itibariyle henüz ses yok, ya çok geç uyudu ya da denizde. Gelenler, yurt dışında yaşayan eski bir arkadaşımız. Sağolsun, her sene geldiğinde, mutlaka bizi arar ve eski arkadaşlar, bir fırsat düşürüp görüşmeye çalışırız. Bu defa Karaköy'de Ferahfeza'da buluştuk. Bir senedir olanlara dair sohbet koyulaşırken, bir taraftan da arkadaşımız özlediği İstanbul'un manzarasına arada göz attı. Yediklerimizden en çok sevdiğim tuzlu süzme yoğurt ve çıtır soğan halkalarıyla yapılmış bir başlangıçtı. Tadı damağımda kaldı desem, yeridir. Burada yaşayıp, gündelik koşturma ve şehir hayatının engelleri nedeniyle sık görüşemediğimiz iki okul arkadaşımla, dün öğlen saatlerinde Nişantaşı'da tesadüfi bir şekilde buluştuk. Kantin'de hem hafif olmasına çalıştığımız bir öğlen yemeği yedik, hem sohbet ettik. Bu sene dalgacılık nedeniyle pas geçtiğim, Tiyatro Festivali'nde onların gördükleri oyunları imrenerek dinledim. Hafif öğlen yemeğindeki favorim, çilekli semizotu salatası oldu. Yabani semizotu, minik doğranmış salatalık, küçük çileklerle yapılmış ve biraz nar ekşisi, az balzamik ve sızma zeytinyağıyla tatlandırılmış salata pek lezizdi. Bugünkü eğlencem, kahve falım. Öğlen yemeğinden sonra içtiğim sade kahvenin fincanını kapattım. Fincan çabuk soğusun diye üstüne boş bir su bardağı yerleştirdim. Sonra, telefonu açarken elim çarptı ve fincan az kalsın yere uçuyordu. Neyse, yakaladım! Aşağıda çıkan fal, o uçmanın etkisi mi bilemeyeceğim de, hayırlara vesile olur inşallah diyeyim. "Bugünlerde yaptığın gereksiz harcamaların sıkıntısını ileride hissedeceksin. Başarmaktan korktuğun o zorlu işi kararlılığın ile yeneceksin, sakın vazgeçme! Görünüşünde ya da tarzında yapacağın ufak değişiklikler moralini yükseltebilir. Büyük hırsları olmayan, neşeli birisiyle tanışacaksın, yeni bir aşk başlayacak. Hayırlara vesile yeni bir dostluk başlangıcı var, hem de yakın zamanda." Gece ... Karaköy'e yanaşan vapur ve arkasındaki yarımadanın siluetine, ışıklarına bakmaya doyamıyorum. Öyle olunca, istiyorum ki burada dursunlar arada bakayım, iç geçireyim. Hey vapurlar, hey İstanbul, hey günlerimiz, hey gecelerimiz! ... Şairin gözüne dünya kaçmıştı, bizim rakımıza İstanbul kaçtı ! Şarkım Hey benim koca kafam. Tadlar ağzımın içindedir, Duramaz. Sesler kulaklarımın derinliğindedir, Uçamaz. Kelimeler dilimin ucundadır, Kalamaz. Hey benim koca kafam. Altmış iki santimlik başım.. Saçlar sakallar içinde, Erkek omuzlar üstündedir. Bir bedenim var ki, Merd sevgiler peşindedir. Aşklar içimde, İnsanlar yanımdadır. Hiç biri uzaklaşamaz. Demir gibiyim onlarla. Yok etmek isteyen yıkamaz. Bak yüzüme, bak sözüme, Dünya kaçtı gözüme; Çıkamaz. Özdemir Asaf "İstanbul kaçtı rakımıza" -Ben de çok sevdim sözü Bir de bunu buldum,benim değil ama!- "Rakıyı içen kadın gülüyorsa, o gülüşün ardında en az dokuz roman, on dört tane de film repliği içen kadının gülüşünde, bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır çünkü, büyük gülerler, büyük susarlar…Rakı içen kadın, rakıyı çok sık rakıyı içtiği an, bil ki içme zamanı gelmiştir ve konuştuklarında net konuşurlar..O kadınlar keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında, bir kıyıda köşede, gece sefası gibi kadınlar, afet-i devrandır…..Ve, rakı içen kadının elleri güzeldir…O kadınlar, senden başkasını severlerken bile seni söyleyesi varsa susmalısındır. İzlemelisindir. Dinlemelisindir. Rakı içen ve şarkı söyleyen o içen kadın, herkesle rakı içmez ve seninle rakı içiyorsa, senin için kalbinde en az yüz elli metrekare daha yer sen, bunu bildiğin için, o kadına, kalbinin tüm kapılarını beklentisizce açmış, cebindeki tüm anahtarlarıysa hiç bulmamak üzere içen kadın, cihanda sulhtur ağdalı değil, nağmeli içen kadın güzeldir, masasındakiler de.." -Uydu bence o geceye Biz, altı kadın bir eksiğimiz vardı, yedi olacaktık bir Cumartesi akşamı buluşmak üzere kaç hafta öncesinden sözleşmiştik. Aklımızda Karaköy civarını kurmuştuk. İlk hedeflediğimiz mekanın, "rezervasyon kotamız doldu, gelirseniz arkadaşlar yardımcı olur" gibi gizemli bir cevap vermesine aldırmayıp, göç yolda düzülür ana fikriyle iskelede buluştuk. Sonra yerine gidip mırın kırınla karşılaşınca, anladık ki, o çok meşhur balıkçı ancak para harcar bunlar kılığı giymiş insanlara yardımcı olmak eğiliminde. Gerisin geri, iskeleye gidip Olimpiyat Restaurant'a yerleştik. İyi yapmışız, iyi ki de gitmişiz. Yoksa, ne yukarıdaki fotoğraflar çekilecekti, ne yukarda anılan muhabbette olduğu gibi rakımıza İstanbul kaçacaktı. Gerçi, biz her halukârda muhabbeti koyulturduk ya, bu defa tadı öylece damağımızda kaldı, işte! *Ortadaki paragraf ve altındaki fotoğraf, Şefo'dan alınma. Not düşeyim. BİR BİLENE SORALIM BAKALIM DOĞRUSU NEYMİŞ? Bahçesinde ceviz ağacı olan bir arkadaşım söylemişti, "ceviz ağacının altında oturulmaz, zehirler insanı, öldürür” . Pek şaşırmıştım, hiç duymadım demiştim. Gel zaman git zaman, bugün yüzkitabında bir arkadaşımın beğendiği bir sayfaya bakarken buna benzer bir söz ve nedenine dair açıklama gördüm. "Anadolu'da ceviz ağacının gölgesinde oturmak oturmak makbul sayılmaz, neden hiç düşündünüz mü?" diyordu. Meğer, ceviz ağacı sülfür gazı salgılarmış ve sülfür havadaki diğer gazlardan daha ağır olduğu için dibe çöker ve cevizin altında oturanı sersemletirmiş. Oysa, cevizin adının çıkmasına sebep olan sülfür gazının önemli bir özelliği neymiş biliyor musunuz? Sülfür gazı ozon tabakasını tamir edermiş. Ayrıca, yapılan son araştırmalarda ceviz ağaçlarının kuraklığın ya da aşırı sıcakların etkilerini en aza indirmek için aspirine benzer bir ilaç salgıladığı ortaya çıkmış. Yani bitkilerin, biyokimyasal savunmayı canlandıran ve zararları en aza indiren proteinlerin oluşumunu sağlayarak, kendi aspirinlerini üretme becerileri varmış. Demem o ki, ceviz dikmeli, ceviz yemeli, cevizi sevmeli. bir hayal kursam, orada yaşasam, işim orada olsa, misafir ağırlasam... merdivenlerde saksı saksı çiçekler dizili, yan tarafta bir güneşlik, önünde rahat bir koltuk, mutfaktan gelen kokular burnunuzda, bazen ekmek bazen zeytinyağında kızaran patlıcan, kapı her zaman açık olsa selam veren girse, içeriden duyulan kahkahalar melodiler, sabah kahvesi, öğlen uykusu, akşamüstü çayı hayal ya şimdi, sonra bir anı olsa, yaşansa mutlulukla... bir kanat taktım, hoop uçtum kondum, sonra geri döndüm. ancak, konma ile dönme arasında geçen zamanda, işlere nezaret etmek için sık sık deniz kenarından yukarı mahalleye gittik. yukarı mahalleye sıcakta koştur koştur gitmek zor olduğu için arabayla gittik, yokuş aşağı yürüyerek döndük. yürürken insan çevresini daha kolay izliyor, bakınıyor sağa sola. işte size o bakınarak yürümenin sonuçlarından biri. bu mevsimde bodrum yarımadası renk cümbüşü içinde, begonvillaları hiç bu kadar taptaze ışıl ışıl görmüş müydünüz? ********* bulunduğumuz yerde güneş denizde eriyerek batmıyor, yarımadanın yıllardır gittiğim tarafında öyleydi, oysa. gün batımı izlemek için, sırtınızı denize dönmeniz gerekiyor. eh, o da güzelmiş. biz günbatımına bakarken, ışıklar ve begonvillalarla donatılmış o bahçecikte, genç bir çiftin evlenme töreni vardı. mutlu olsunlar, dilerim. ********* hava sıcaktı, bazen. bazen gök gürledi, şimşekler çaktı, yağmur yağdı. yağmur öncesi sıcağı çöktü kimi zaman. sibirya kurt köpeği "kont" sıcaktan çok bunalmış, taşın üstüne yatmak işe yaramamış. daha havadar olmalı, sandalyeye kurulmuş bir güzel. bir sır vereyim; bir sibirya kurtu benim burnumun dibinde dolanacak, yanımdan sürtünerek geçecek ve ben yerimden sıçramayacağım, sakin sakin yanında duracağım. olacak iş değildi, ama, oldu! ********* Ahmet Altan'ın eski bir yazısını buldum, kadın/hayat sarmalı üzerine. Bugünün yağmurlu havasında okumak ve gönlümüzü yelpazelemek için, birebir ilaç gibi. Hayatınız Seçtiğiniz Kadındır "Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durduğu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı ilk kadının, annesinin onu bıraktığı kat...Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede doğduysanız, giyim zevkinizin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir kadın inceliklerle donatılmadığı bir katta doğduysanız,incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da bir olduğunuz kadın değiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü değişir, bir başka kata, bir başka bahçeye geçersiniz, orada her şey müzik, okuduğunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, buluştuğunuz arkadaşlar, hatta taktığınız kravat bile erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir, hayatın katları arasında kadınlar bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir; yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acılar da kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır; Babil'in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. Bir terastan bir terasa sizi kadınlar bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durduğunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat seçtiğiniz kadındır. 'Bir kadın değil. Bir hayat seçersiniz çünkü.' " ... ve bugün şiir günü olsun ve birhan keskin günü olsun ve bu sabahın şiiri burada dursun ... kışın bana yaptıkları 1 seni bir boşluğa attım gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık boşluk sesi ol.. hoşluk sesi ol.. sonra dönüp üz beni. yüzüm yüzünü terk edeli kıştı. yeni yeni kıştı. kollarım kendi bacaklarımı sarmıştı. fotoğrafta görünmeyen ışıklar vardı. sandalyenin ucuna oturmuştum. gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma, sonra bacaklarıma, sonra daha uzağa, salondan da uzağa, o yok yere bakıyordun. seni boşluğa attım gitmek üzereydim kalktım boşluk sesi ol.. hoşluk sesi ol.. gözlerimdeki ay ışığı gözlerinin körlüğü içindi. 2 hadi benim umarsızım ben ölmek üzereyim yorgunluğum da öyle sabrımın son parçasını da yedim az önce. hadi benim suskunum geçtiğim yılları yaktım ardımda çocukluğumdan gelirken düştüğüm o keskin virajdan sürüklendiğim bu vakte dek sıkıca tuttuğum kırık dökük inançlarım bile ölmek üzere. hadi benim kırgınım kışın bana yaptıklarından, yazın beni öldüren yıldızlarından sonra yitirdiğim mevsimler değil, vaktim yok, baktığım yerleri yaktım içime ağladığım suları da içtim az önce. 3 seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp sanki benden bahsetmiyormuşum gibi hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü, artık sonsuza dek yitirdiğimizi büyünün bitişini, hiç gerekmeyen yıllarda huzur, çok gereken yıllarda da fırtına nasıl yaşanır onu anlatacağım. seni bir yabancı gibi karşıma alıp bunun dayanıklı bir şey olmadığını sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın yapılan bir şey olmadığını, başlangıçta bir melek konduğunu sonunda bir kelebek öldüğünü, yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu, bütün bunları sana nasıl anlatacağım? 4 kalbim ölü mevsimler gibisin bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi ama bitti mevsim, bir başka yolcu yok sana fark etmez gibisin. kalbim demir masanın küfü,örtünün yırtığı camın kırığı, patlayan freni hayatımın kalbim, anla, bitti mevsim bir başka yolcu yok sana. birhan keskin kim bağışlayacak beni sf. 125 "EVVEL ZAMAN" Sanırım aylar sırasını şaşırdı, Haziran Mayıs oldu ve kırkikindi yağmurlarının hepsi bir günde yağmaya karar verdi. Onca sıkıcı ve sıkıntılı lodos gününden sonra Cuma'dan beri yağan yağmurlardan çok memnunum. Pencereden yağmur seyretmenin cazibesi nedeniyle dışarı çıkma arzum uçuverdi. Bu arada Ercan Kesal'ın kitabı "Evvel Zaman"ı bir solukta okudum. "Bir Zamanlar Anadolu'da" filminin oluşum sürecini, taa başından kendi yaşadığı gerçek öyküden başlayıp, yazdığı senaryodan, senaryonun gelişiminden karakterlerin canlandırılmasına, oyuncu seçiminden çekim sürecine dek tuttuğu günlük üzerinden anlattığı kitabı çok sevdim. Bir Zamanlar Anadolu'da sahne sahne gözümde canlandı, filmin karakterleri daha çok içime işledi ve Nuri Bilge Ceylan'ın sinemasına hayranlığım arttı. Ercan Kesal'ın yazılarını gazetedeki Pazar yazılarından beri çok severek okurum. O yazıların kitaplaştığı "Peri Gazozu"nu aynı iç titremesiyle okumuştum, bu kitap da öyle oldu. Şu ince gözlemleri yapabilen bir insanın kitabı insanın içini titretmez mi? Bir okuyun... **************** Evvel Zaman Sayfa 12 ve 13 "...Bir Zamanlar Anadolu'da filminde bir nehre girdim ve çıktım. Set bittiğinde giysilerim terli ve sıcaktı. Gerçek neydi? Başımdan geçenler mi, yoksa hayal ettiklerim mi? Yaşamış ve yaşlanmıştım. Geçmişim beni takip etmiş ve yıllar boyunca yün yumağı gibi sarılarak peşimden gelmişti. "Şimdi" neydi o zaman? Şimdi, geçmiş ve bugünün toplamıydı. O halde, geçmiş yok olmuş bir şey değildi. Bugünün içinde duruyordu. Yaşadıklarımızın belli bir an ve mekanda gerçekleştiğinin farkında olarak, bilincimizde yer almasıyla belleğimiz oluşuyor, geçmişi de bellek yoluyla, ama bugünün algısıyla yeniden okuyorduk. Yani "bellek" dediğimiz şey hatırlama ve unutmayı aynı anda içerdiği için aslında tam da "zamanın" kendisiydi. "Zaman" ne tarihti ne de bir gelişme. Bir "durumdu" ve geri getirilemiyordu. "Ancak herkes geçmişte, şimdiki zamanın geçip giden her bir anın geçici olmayan gerçekliğini bulabildiğine" göre "geçmiş" ne demekti? Bir Zamanlar Anadolu'da filminin oluşum sürecinde yaşadıklarım bana gösterdi ki, geçmiş, yaşadığımız zamandan daha dayanıklı ve daha süreklidir. Şimdiki zaman parmaklarımızdan akıp gitse de, asıl ağırlığına anılarımızda kavuşmakta ve "içinde yaşadığımız zaman, ruhlarımıza, zaman içinde kazanılmış deneyimler olarak yerleşmektedir." Tarkovski
Haberler > En Yakın Arkadaşının Sana Nasıl İhanet Edeceğini Söylüyoruz! - 1755 En yakın arkadaşlarından birinin sana nasıl ihanet edeceğini merak ediyorsan;Haydi teste! 1. Cinsiyetini öğrenebilir miyiz? 2. Peki, kaç yaşındasın? 3. En yakın arkadaşın sana büyük bir hata yapsa onu bir şekilde affeder misin? 4. Bu zamana kadar aranızda büyük bir kavga yaşandı mı? Böyle hakaretli birbirinize sövmeli... 5. Diyelim ki, senin hoşlandığın birinden o da hoşlandığını ve onunla beraber olmak istediğini söyledi, ne yaparsın? 6. Hiç beraber tatile çıktınız mı? 7. Cebinde son 50 lirası kalsa, senin de hiç paran olmasa o paranın yarısını sana verir miydi? 8. Şimdi de, arkadaşını tanımlayacak rengi seçer misin? 9. Dostluk ile ilgili yazılmış bu sözlerden hangisine katılıyorsun? Sevdiğin insana yan gözle bakacak! Senin için arkadaşlık kavramı oldukça değerli. Çevrendeki herkesle öyle yakın arkadaş olabilecek biri değilsin. Bu nedenle de çevrendeki insanları çok dikkatli seçmişsin ama biri var ki... O insan senin sevdiğin ya da hoşlandığın birini aklından geçirecek. Bu konuyla ilgili de sana bir şey diyemeyecek çünkü nasıl bir tepki alacağını çok iyi biliyor. Geçmişte bu insanın böyle olaylarını etraftan çok duymuş olabilirsin. Ama inanmak istememiş olman oldukça anlayışla karşılanabilecek bir durum. Sen çevrendeki birinin hoşlandığı birine yan gözle bakmayacak birisin ama ne yazık ki herkes senin gibi olmuyor. Bu nedenle de bu gibi bir durumla karşı karşıya kaldığında ne yapacağını da tam olarak kestiremiyorsun. Bu arkadaşın, sana çok iyi gibi görünse de ne yazık ki içten içe seni hep kıskanan biri olduğu için bu davranışı ona göre çok normal olacak ama sen bunu fark ettiğin zaman biraz sinirleneceksin... Senin düşmanınla arkadaşlık edecek! Sen birine değer verdiğin zaman çok fazla değer veriyor ve önemsiyorsun. Neredeyse tüm sırlarını o insanla paylaşıyor ve aranızda eşsiz bir bağ kurmaya çabalıyorsun. Bu nedenle de biliyorsun ki her insan kendi düşmanını kendi yaratır. İşte tam olarak böyle bir olay seni bekliyor. Seninle ufak bir kavga anında gidip senin en nefret ettiğin insan ile arkadaşlık edecek bir dosta sahipsin. Artık ona da ne kadar dost denirse... Bu insan senin yüzüne her zaman çok gülmüş, zor anlarında da yanında olmaya çalışmış. Fakat, bunları her zaman için çıkar ilişkisi içinde yapmış. Çıkarları doğrultusunda seni kullanan bir arkadaşın var. Bu konuda seni uyaran insanlar var ama sen bunu görmezden geliyorsun. Bu insanların haklı olduğunu görmene de çok bir vakit kalmamış. Üzücü bir deneyim seni bekliyor ama unutma ki; bu durumda kaybeden kişi sen olmayacaksın. En büyük sırlarını başkalarına anlatacak! Sen güvendiğin insana neredeyse tüm sırlarını veriyorsun. Anlattıkça da anlatasın geliyor ki sen öyle herkese de güvenebilen biri değilsin. Güven duygusunu zor kabulleniyorsun ama işte güvenince de yelkenlerin suya iniyor. Bu nedenle çok dikkatli olman gerekiyor aslında. Başka insanların kulağına gitmesini istemediğin sırlarını o çok yakın arkadaşınla da paylaşmamalısın. En ufak bir kavganızda, görüşmeme kararı aldığınızda o sırları başkalarının ağzından duyacaksın ve seninle resmen dalga geçecekler!Güvendiğin dağlara kar yağdıracak bir insanla arkadaşlık ediyorsun ve sen bunun farkında bile değilsin. Herkesi kendin gibi iyi sır tutan biri sanabilirsin ama o kadar yanılıyorsun ki. Sen sen ol, kimseye özel sırlarını verme. Başkasının ağzından duymak hoşuna gidecekse, bilemiyorum tabii... Eski sevgilin ile bir şeyler yaşayacak! Sen dostun olarak gördüğün insanların eski sevgililerini de kardeşin gibi gören birisin. 'E doğru olanı da bu değil mi zaten?' diyor olabilirsin. Elbette öyle ama herkes için de böyle olmuyor biliyorsun. Senin için dostluk kavramı aynı anne ve babadan dünyaya gelmek gibi bir şey ama herkes için böyle değil. En yakın arkadaşın olarak gördüğün o insanın yakın bir zaman içinde eski sevgilin ya da flörtün olarak gördüğün biriyle arasında bir şeyler geçtiğini bir şeyler geçtiğini duyduğunda çok sinirleneceğini de bildiği için bu durumu senden gizlemeye çalışacak ama sen bir şekilde bunu anlayacaksın. Herkesin senin kadar düşünceli ve iyi niyetli olduğunu sandığın dönemleri geride bırakacağın bir dönüm noktası yaşatacak sana bu olay...
kırgınım sana hayat videosunu indirmek istiyorum