💧 Cumhuriyetin Ilanı Ile Ilgili Hikayeler
Cumhuriyet Neden İlan Edildi, Yönetim Şekli Olarak Cumhuriyet Neden Seçildi. Cumhuriyetin ilanı belli başlı sebeplerden dolayı ortaya çıkarak kabul görmüştür. Sorunların aşılması ve egemenliğin tamamen sağlanması için gerekli görüldü. Türk milleti için en uygun yönetim biçimi görüldü. Halkın kendi iradesi ile
Konuyla İlgili Konu Başlıkları. Atatürk’ün kadınlara tanıdığı haklar konusundaki görüşlerinizi bir cümleyle ifade ediniz. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türk kadınının hangi haklara sahip olduğunu araştırınız. Atatürk’ün cumhuriyetle birlikte Türk milletine kazandırdığı hak ve özgürlükler nelerdir?
KPSSGenel Yetenek Genel Kültür. August 24, 2014 ·. 1.Cumhuriyetin İlanı ile ilgili ; I. Bütün vatandaşların devlet yönetimine katılımının yolunu açmıştır. II. Saltanatın kaldırılmasına zemin hazırlamıştır.
wwwtarihportali.org Tarih Portalı 2007-2017 Destek Filmkolik. Giriş
Kurtuluş savaşını kazandıktan sonra devletimizin yönetim şeklinin belirlenmesi gerekiyordu. 2. Mustafa kemal ATÜRK halkı için en iyi yönetim şeklinin cumhuriyet olduğunu savunuyordu. 3. T.B.M.Meclisi 29 ekim 1923’te bir yasa ile cumhuriyet yönetimini kabul etti. 4. Cumhuriyetin ilan edildiği ilk gün T.B.M.Meclisi ATATÜRK’Ü
Ülkemiz yeni bir döneme girmiş olduğundan dolayı çeşitli kararlar alındı. Cumhuriyetin İlanı İle Yapılan Değişiklikler. Halifelik kaldırıldı, Osmanlı hanedanına bağlı olanlar yurtdışına sürgün edildi. Atatürk’ün ilkeleri anayasaya dahil edilerek kabul edildi. Şapka ve kıyafet kanunu getirildi.
Butestimizde türk inkılabı test soruları, cumhuriyet dönemi inkılapları test soruları, siyasi alanda yapılan inkılaplar ile ilgili sorular, cumhuriyetin ilanı ile ilgili sorular ve cevaplar, inkılaplar ile ilgili sorular ve cevapları, inkılaplar test çöz, inkılaplar ile ilgili test indir gibi konuları ele alacağız. 1.
Cumhuriyetinİlanı 29 Ekim 1923 Nedenleri: Devlet başkanlığı sorunu İLKENİN 1924 ANAYASASINA Devlet rejimi sorunu Dış basındaki eleştiriler TBMM ile gerçekleşen ULUSAL EGEMENLİK Hükümet Bunalımı (Sonbahar Bunalımı) kadar geçen süredir. Sonuçlar ilgilidir. TBMM’nin yaptığı tek İnkılâptır. Cumhurbaşkanı:
Konuyla İlgili Konu Başlıkları. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türk kadınının hangi haklara sahip olduğunu araştırınız. Atatürk’ün kadınlara tanıdığı haklar konusundaki görüşlerinizi bir cümleyle ifade ediniz. Milli Birlik ve Beraberlik ile Ülke Bütünlüğüne Dayanan Atatürk İlkeleri Nelerdir?
5fsk72. Cumhuriyet Dönemi’nde Hikaye 1923 – 1940 Yılları Cumhuriyet Dönemi’nde Hikaye Millî Edebiyat sanatçılarının da eser vermeye devam ettiği Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında daha çok, gözlemci gerçekçiliğe dayalı hikâyeler yazılmıştır. Sait Faik’le durum hikayesi yaygınlaşmış ve önemli adımlar atılmıştır. Bu dönemde bazı sanatçılar hikâyelerinde toplumsal konuları, Cumhuriyet devrimlerini, yeni kurum ve değerleri ele almışlardır. Hikaye bu dönemde bağımsız bir tür olarak görülmüş, olay hikayesi tarzında hikayelerin yanında Memduh Şevket Esendal’la başlayan ve Sait Faik Abasıyanık’la devam eden durum hikayeleri yazılmaya başlanmıştır. Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri gibi Cumhuriyet Dönemi roman yazarlarıda hikaye türünde eserler vermişlerdir. Bu dönem sanatın toplum için önem kazandığı bir dönem olmuştur. 1923-1940 yılları arasında öykü kitaplarını yayımlayan yazarlar Reşat Nuri Güntekin, Fahri Celalettin Göktulga, Ercüment Ekrem Talu, Nahit Sırrı Örik, Sadri Ertem, Sabahattin Ali, Bekir Sıtkı Kunt, Kenan Hulusi Koray, Sait Faik Abasıyanık, Osman Cemal Kaygılı, Mahmut Yesari, Ahmet Naim 1940 – 1960 Yılları Cumhuriyet Dönemi’nde Hikaye 1940-1960 yılları Cumhuriyet Dönemi’nde ele alınan konuların çeşitliliği artmıştır. Bireyin iç dünyasını esas alan, toplumcu gerçekçi, modernist, millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan hikâyeler yazılmıştır. 1940’lı yıllarda Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun durumu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra toplumsal sorunlar hikayelerde işlenmiştir. 1940’lı yıllarda Aka Gündüz, Bahaeddin Özkişi gibi sanatçılar milli-dini duyarlılığı yansıtan hikayeler yazmışlardır. Milli mücadele, Doğu-Batı çatışması, ahlaki bozukluklar başlıca konulardır. 1950’li ve 1960’lı yıllarda daha çok yazar ve eser ortaya çıkmıştır. Memur, işçi, köylü, şehirli,… insanların sorunları toplumcu-gerçekçi yönelimle hikayelerde işlenmiştir. Sadri Ertem, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Samim Kocagöz, Talip Apaydın gibi yazarlar toplumcu- gerçekçi yöneliminde hikayeler yazmışlardır. Öykünün ayrı bir tür olduğu görüşünün ortaya konmasıyla birlikte sanatın toplum üzerinde bir işlevi olması gerektiği düşüncesinin de egemen olmaya başladığı dikkati çekiyor. Sonraki yıllarda insanın yaşam savaşı, kadının toplumdaki yeri ve çocuklar önem kazanmaya başlamıştır. Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Tarık Buğra, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Sabahattin Kudret Aksal gibi önemli isimler bireyin iç dünyasını esas alan anlayışla insan gerçekçiliğini psikolojik yönüyle yansıtan hikayeler yazmışlardır. Cunhuriyet Dönemi’nde hikaye türüne örnekler Reşat Nuri Güntekin Leyla ile Mecnun Sait Faik Abasıyanık Son Kuşlar, Lüzumsuz Adam Memduh Şevket Esendal Otlakçı, Pazarlık Sabahattin Ali Ses, Kamyon Aka Gündüz Türk Kalbi Bahaeddin Özkişi Bir Çınar Vardı Sadri Ertem Bir Şehrin Ruhu Orhan Kemal Ekmek Kavgası Kemal Tahir Göl İnsanları Fakir Baykurt Efendilik Savaşı Samim Kocagöz Sığınak Talip Apaydın Ateş Düşünce Tarık Buğra Yarın Diye Bir Şey Cevat Şakir KabaağaçlıHalikarnas Balıkçısı Denizkızı Adası Sabahattin Kudret Aksal Gazoz Ağacı Cumhuriyet Dönemi’nde Hikaye Konu Anlatımı PDF indirmek için TIKLAYINIZ
Çanakkale’nin en hüzünlü hikayelerinden biridir. Ağır yaralanan Rum asıllı Yüzbaşı Doktor Dimitri, Ali Çavuş’a “Aman Ali Çavuş’um, öldüğümde sakın beni gâvur diye hıristiyan mezarlığına götürmesinler, beni burada kucağımda vefat eden diğer müslüman silah arkadaşlarımın yanına gömün, sana güveniyorum” diye seslenir. 1492’de İspanya’da engizisyondan kaçan yahudilere kapısını açan Osmanlı’dır. Aynı şekilde Hitler Almanya’sından kaçan yahudilere de kucak açan genç Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye’de Atatürk’ün başlattığı eğitim seferbirliğinde bir çok yüksek okul ve branşların önünün açılması ve ilerlemesinde onların payı büyüktür. Ayrımcılık bilmezdik. O Türk, bu Kürt, diğeri Rum, beriki Ermeni gibi bir düşünce aklımıza gelmezdi hiç! Ermeni ve Süryani dostlarımız vardı. Paskalya’da ziyaret ederdik onları, onlar da Bayramlarda bize gelirlerdi. Hamur Bayramı ve Şabat’ı yahudi dostlarımızdan öğrendik. Bir yaz günü Atatürk, Florya Köşküne giderken bir arıza nedeniyle otomobili Kumkapı semtinde duruverir. Şöförü aracı tekrar çalıştırmak için uğraşırken, etrafta oynayan çocuklar merakla bu araca ve içindekilere bakmaktadırlar. İçlerinden bir çocuk Atatürk’e biraz daha dikkatli bakar ve hemen selam durur. Atatürk küçük çocuğa sorar, “niçin selam veriyorsun, beni tanır mısın”? “Elbette tanırım ya” der çocuk, “sen hepimizin babası Atatürk değil misin”? Atatürk’ün hoşuna gider, “nereden tanıdın, hiç görmüş müydün beni”? “Hayır” der çocuk, “ama annem yatağımın baş ucuna senin resmini yerleştirmiştir! Benim gibi küçük ve fakir yetimlerin şefkatli manevi babası olduğunu anlatır hep. İşte seni o fotoğraf sayesinde tanıdım”. Gülümser çakmak gözlü, “pekiyi” der, “ama ben seni tanımıyorum, adın ne senin”? “Artin” der çocuk, “benim adım Artin”. Bu yetim çocuğun annesini tanımak için eve giderler. Tertemiz, küçücük o fakir evde kocaman bir resmi vardır Atatürk’ün. Bir resim de çocuğun başucunda. Aynı Artin’in tarif ettiği gibi. Eğitim masraflarını şahsi bütçesinden üstlendiği bir çok çocuktan sadece bir tanesidir Artin. İnsanların inançlarını, dinlerini, dillerini, renklerini değil, sadece insan oluşlarını önemseyen o deha, her zaman halkın içinde olmuş, halkı için yaşamıştır. Bizden biridir. Protokollere, gösterişlere, maddiyata değil, halkına önem veren biridir. İnsana, bilgiye, kültüre, sanata değer veren biridir. Son derece naziktir, her zaman kibardır. Hayvan sever, doğa sever, duyarlıdır, adaletlidir, düşüncelidir. “Paşam” derler, “saat geç oldu konuşamadık, yarın Meclis gündeminde vekillerin maaş konusu var”. “Aman” der, “çocuk, dikkat edin muallim maaşlarından fazla olmasın”! Durmaksızın okur, uzmanları çağırır, tartışır, dinler ve en önemlisi her zaman halkı dinler. Halkın içinde olmaya önem verir. Bir sabah Florya’dan Dolmabahçe Sarayı’na dönerken, istasyon önüne geldiklerinde seslenir, “çocuk dur burada” der şöförüne. Başyavere seslenir, “sorunuz, tren var mı”? Az sonra hareket etmek üzere olan trene apar topar yetişip binerler. Ani verilmiş bir karar olduğundan kimse görüp, anlamadan oturuverirler. Bir süre sonra, her şeyden habersiz olan kondüktör, Ata’nın bulunduğu kompartımana gelip oturanları görünce geri döner. İşte o zaman seslenir Atatürk, “görevinizi yapınız, bu efendilere niçin bilet sormuyorsun”? Oturanlardan biri “Paşam, biz milletvekiliyiz, tren bileti almayız, seyahatlerimiz ücretsizdir” der! Atatürk şaşırmıştır, hayretle, “oh ne ala, böyle ayrıcalık olur mu, çok ayıp ve çok acayip bir usul, ne güzel halkçılıkmış bu” der. Çünkü o halkçıdır. Ona verilebilecek en büyük ceza, halk ile iç içe olmamaktır. Ege Vapuru ile Mersin’den dönerken Fethiye’de mola verirler. Kasabada halk şenlik yaparken, gemilerden de havai fişekler atılmaktadır. Kendisine eşlik eden Zafer Torpidosu’nda bulunan Atatürk, donanmanın şenliklerini seyrederken, kumandanlardan biri, Zafer Torpidosu kumandanına bir torpil atmasını söyler. Torpido Kumandanı “hay hay efendim” der, “yalnız bir torpilin değeri elli bir liradır”. Bunun üzerine Atatürk “vazgeçin torpil atmaktan, bu millet o kadar zengin değildir” dedikten sonra torpido kumandanına döner ve “sizi tebrik ederim” der. Ne halk ne de devlet için çalışanlar ondan korkmazlar çünkü. Onun istediği gibi hep doğruları söylerler. Korku yerine derin bir sevgi ve saygı vardır. Atatürk sadece savaş alanında büyük zaferler kazanan bir şahsiyet olsaydı yalnızca “büyük bir asker” olarak anılırdı. Oysa Atatürk sadece “büyük bir asker” olmanın çok ötesinde bir dehaydı. Savaştan yeni çıkmış yokluk, kan ve göz yaşı içinde bir ülke vardı. Yol, su, elektirik yoktu. Okul, hastane yoktu. Ziraat bitmişti. Üretim, sanayi, altyapı yoktu. Banka yoktu, para yoktu, pamuk, sargı bezi yoktu! Okuma oranı yüzde 3’dü. Okumuş nesilin çoğu şehid olmuş, geriye çoğunluk olarak kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kalmıştı. Doktor, hemşire, mühendis, öğretmen yoktu. Bütün bu yokluklar içinde konservatuar açan bir deha sadece “çok iyi bir asker” olmanın çok ötesindeydi. Bu yokluk içindeki ülke de Gayri Safi Milli Hasıla 7 yıl içinde neredeyse tam 500 misli büyümüştür. 1932 yılında genç Cumhuriyet kendi otomotiv ve uçak sanayisini kuran, dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri konumuna ulaşmıştır. Her alanda ya devrim, ya da devrim niteliğinde yenilikler vardır. Küçüğünden büyüğüne, kadınından erkeğine herkes bağımsız, onurlu bir gelecek için çalışmaktadır. Ümmet’den millete uzanan yolda en önemli gelişmelerden biri de adalet sisteminde yapılanmadır. Hukuk devrimi sürecinde yeni yasalar çıkarılırken bu çalışmanın başında dönemin Adalet Bakanı, Atatürk’ün en çok güvendiği isimlerden biri olan Mahmut Esat Bozkurt vardır. Kimdir Mahmut Esat Bozkurt? Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından ve Türkiye’de hukuki temellerinin atılmasında katkılarda bulunmuş bir devlet adamıdır. Ege çocuğudur. Gençlik yılları II. Abdülhamid yönetimine karşı mücadeleyle geçmiştir. Önce İstanbul Hukuk daha sonra İsviçre’de Lozan ve Freiburg üniversitelerinde öğrenim görmüştür. Doktorasını kapitülasyonlar konusunda tamamlamış, İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinden sonra herşeyi bırakarak memleketine koşmuş, Kuva-yi Milliye ve Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra Mustafa Kemal’in emriyle hukuk reformunun temellerini atan Profesör Mahmut Esat Bozkurt, “Cumhuriyet Savcısı” kavramının yaratıcısıdır. Bu konu o kadar çok ses getirmiştir ki, eninde sonunda şikayet olarak Atatürk’ün kulağına kadar gitmiştir. Neden Cumhuriyet Savcısı? Cumhuriyet Valisi diye bir kavram yoktur. Ya da Cumhuriyet Büyükelçisi. Cumhuriyet vekili, hükümeti, yargıcı, emniyet müdürü veya içinde “Cumhuriyet” geçen hiç bir makam yokken “Cumhuriyet Savcısı” kavramı da nereden çıkmıştır? Atatürk izahat ister. Neden “Cumhuriyet Savcısı” Bozkurt? “Cumhuriyet’i korumak için, gerekirse herkesden, her makamdan hesap sormak için” der. “Devletin her kademesinde olanlar yanlış yapabilirler. Hukuk dışına çıkabilirler. Onlara millet, devlet ve ikisini de kucaklayan cumhuriyet adına hesap soracak olan savcılardır. Onun içindir ki sadece savcılar için -cumhuriyet savcısı- denilmelidir.” Atatürk gülümser ve “devam et Bozkurt” der. Savcılara “cumhuriyet savcısı” unvanının verilmesi ve bu unvanın içinin de “yetkiyle” doldurulması işte böyle başlamış, Cumhuriyet’in temelleri böyle atılmıştır.
Cumhuriyet Bayramı İle İlgili Hikaye Yazınız. 29 Ekim 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün ilan ettiği cumhuriyet ülkemiz için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bizler Cumhuriyet Bayramını her yıl kutlarız. Halkın egemenliği, halkın iradesinin önemli olduğu böyle bir günü kutlamak ben ve arkadaşlarıma da çok iyi geliyordu. Benim adım Elif Naz. 12 Yaşındayım. Üç çocuklu bir ailenin en küçük kızıyım. Babam öğretmen, annem ise hemşire. Babamla aynı okulda olmadığımız için o benim Cumhuriyet Bayramı ile ilgili okuduğum şiiri bu yıl da izlemeye gelemeyecek. Öğretmen sınıfın en güzel şiir okuyanı olarak sınıfa oylama yaptırdı ve bu yıl da ben okuyacaktım bayram şiirini. Bu defa ailemden birinin gelmesini çok istiyordum tören alanına. Akşam şiiri iyice ezberledikten sonra, tekrarlar yaptıktan sonra yatmaya koyuldum. Bayramda giyeceğimiz özel kıyafetleri de annem gündüzden ütülemiş ve kaldırıp dolabıma asmıştım. Cumhuriyet Bayramı’nda okuyacağım şiir şuydu CUMHURİYET Al yıldızlı аl bаyrаklаr , Hеr yanda dalgalanıyor . Süslеndi evler, sokaklar Rеnk renk ışıklar yanıyоr . Yirmi üç yıl önce bugün . Cumhuriyet kurdu millet , Bizе büyük Atatürk'ün , Armağanı Cumhuriyet . En birinci vazifemiz , Onun yolunda yürümek . Canımız gibi koruruz , Cumhuriyet Türklük demek . Sevinçle, sağlıkla geçsin .Sаbаhımız, аkşаmımız . Kutlu оlsun hepimize , Cumhuriyet Bаyrаmımız. Vasfi Mahir KOCATÜRK Şiirimi son kez tekrarlayıp yatağıma yattım. Çok heyecanlandım. Acaba herkes beğenecek mi? Güzel okuyacak mıyım derken uymuşum zaten. Sabah erkenden kalkıp kahvaltımı ettikten sonra servis aracına binip tören alanına doğru gittik. Öğretmenlerimiz, okul müdürümüz, arkadaşlarımız çok hecanlıydı. Herkes güzel kıyafetler giymiş, özenli davranmıştı bu gün için. Öğretmenimiz bizi sıraya soktu. Türkçe Öğretmenimiz Esilya Hanım Cumhuriyet Bayramı ile ilgili hazırlık konuşması yaptı. Daha sonra cumhuriyetin önem ve anlamını hepimize tek tek anlattı. Daha sonra gösteriler başladı. Küçük öğrencilerin yaptığı görsel şovlar herkesi hem güldürmüş hem de mutlu etmişti. Daha sonra şiir okuma zamanı geldi. Öğretmenimiz benim adımı anarak beni kürsüye davet etti. Ben de heyecanlı heyecanlı oraya doğru gittim. Tam şiirimi okuyacakken karşıdan gelen annemi gördüm. Dedim ya annem hemşireydi, babam da farklı bir okulda öğretmenlik yapıyordu.. İkisi de gelmez diye umarken annem gelmişti. Çok mutlu olmuştum. Canım annem o kadar yoğun işinin arasında beni yalnız bırakamamıştı bu yıl. İyi ki varsın anneciğim diyordum içimden. Hemen o coşku ve duygusallıkla şiirimi gür ve etkin bir tonlama ile okudum. Okur okumaz sınıf arkadaşlarım da beni alkışladı. Sevinçten yanaklarım kızarmıştı. Daha sonra Türk bayraklarını hep birlikte salladık ve cumhuriyet ile ilgili marşlar söylendi. Çok güzel bir gün olmuştu o gün benim için. Mustafa Kemal Atatürk ve Mehmetçiklerimize minnet duyuyordum. İyi ki demokrasi vardı, iyi ki cumhuriyet. Özgürce yaşıyorduk ülkemizde, kimseye boyun eğmeden, kimsenin egemenliği altında olmadın. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın demokrasi diyerek evlere ayrılmıştık o gün.
Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde kurulmuş olan Cumhuriyetimizin 95. yılını kutlamaya hazırlanıyoruz. Bu özel ve güzel gün, bu yıl da en görkemli etkinliklerle ve törenlerle kutlanacak. Peki bu önemli günün anlamı, önemi ve hikayesi nedir? İşte 96. yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikayesi. Mutlak Monarşiden Ulusal İradeye Osmanlı Devleti 1876 yılına kadar halk üzerinde mutlak bir egemenlik sürdürmüş, devlet mutlak monarşi ile yönetilmiştir. Tanzimat dönemiyle cumhuriyet düşüncesinden yer yer söz edilmiştir. Fakat Osmanlı aydınları meşrutiyetin kurulmasını yeterli görmüşlerdir. Osmanlı Devleti bu doğrultuda 1876-1878 ve 1908-1918 yılları arasında meşruti monarşi ile yönetilmiştir. I. Dünya Savaşı ile Osmanlı Devleti yıkılmıştır. Bu süreçten sonra Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ulusal mücadele verilmiş, bu yıllardan itibaren halk iradesinin egemen olacağı ilan edilmiştir. Bunun en güzel örneği 23 Temmuz 1919’da düzenlenen Erzurum Kongresi’nde yayımlanan bildirinin 3. maddesinde yer alan “Ulusal Kuvvetleri etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır” kararıdır. İstanbul işgal edilip Mebusan Meclisi’nin dağıtılmasından dolayı “Büyük Millet Meclisi” adıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan meclis, ulusal iradeyi somut kılmıştır. İlk Anayasa ve İlk Kez Cumhuriyetin Duyuluşu Meclis, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu 20 Ocak 1921’de kabul etmiştir. Bu kanun aynı zamanda anayasa niteliğinde bir kanundur. Bu yasa ile egemenliğin Türk ulusuna ait olduğu ilan edilmiştir. Bu süreçte saltanat hükümeti kendini Türk ulusunun temsilcisi saymaya devam etmiştir. Asıl meclis bu duruma bir tepki olarak 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmıştır. Birinci meclis seçimin yenilenmesine karar vermiş ve 1 Nisan 1923’te meclis dağılmıştır. Mustafa Kemal yeni bir meclis toplanıncaya kadar devletin yönetim şeklini ve başkentini ilan edebileceği bir anayasa tasarısı hazırlamaya başlamıştır. Bu süreçte çevresindekilerle Cumhuriyetin İlanı ile ilgili görüşmeler yapmış, 22 Eylül 1923’te Wieber Neue Freie Presse ile yaptığı röportajda ilk defa cumhuriyet’ kelimesini geçirmiş ve dünyada büyük yankı uyandırmıştır. Ekim 1923’te İsmet Paşa ve bir grup mebus Ankara’nın hükümet merkezi olması için bir kanun teklifi vermiş ve 13 Ekim 1923’te tek maddelik yasa ile kabul edilmiştir. Cumhuriyet’in hukuksal olarak ilanı ise İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923’te gerçekleşen oturumunda Mustafa Kemal Atatürk’ün hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesiyle gerçekleşmiştir. Bu teklif ile Türkiye Devleti’nin yönetim şekli cumhuriyet olarak belirlenmiştir. Cumhuriyetin ilanı Türk toplumunu çağdaşlaştırmayı amaçlamıştır. Bu ilan Türk Devrimi’nin önemli bir parçasıdır. Cumhuriyetin ilanı ile yenileşme ve reformlar hızlı bir şekilde gerçekleşmeye başlamıştır. Aynı zamanda 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nun altı maddesinde ve “29 Ekim 1339 1923 tarih ve 364 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanununun Bazı Mevaddının Tavzihan Tadiline Dair Kanun”da değişiklikler yapılmıştır. Birinci maddede “Hâkimiyet, bilâkaydü şart Milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir” ifadeleri yer almıştır. Diğer maddelerde yapılan değişiklikler ile hükümet sisteminden vazgeçilmiş; parlamenter sisteme geçilmiş, Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendi üyeleri tarafından seçileceği öngörülmüş ve cumhurbaşkanlığı makamı oluşturulmuştur.
cumhuriyetin ilanı ile ilgili hikayeler